ZİYA GÖKALP’TEN MANZUM BİR MASAL: ALA GEYİK

Ruhu şad olsun!

Çağdaş Türk edebiyatında “manzum masal” türünün ilk örneği “Ala Geyik”, Türk sosyolojisinin kurucu ismi ve aynı zamanda Türk dili ve edebiyatının seçkin örneklerini ortaya koyarak ilkleri teşkil eden Ziya Gökalp’in “Türk Yurdu”, “Genç Kalemler”, “Halka Doğru”, “Türk Sözü” vs. dergilerde yayımlanmış ve ilkin 1914’te çıkmış “Kızıl Elma” isimli şiir kitabından aktarılarak aşağıda verilmiştir. Çocukluk çağında birçok kişinin dilinde tekerleme olarak yer almış, zevkle söylenmiş ve halk kültürüne mâl olmuş bu eseri hatırlayalım. Bu şiir ve kitapta yer alan daha nice şiirler (Turan, Altın Destan, Ötüken Ülkesi, Ergenekon vs.), Türk edebiyatında Türklüğün milli ölçüsü olan hece ölçüsünün modern şairlerce benimsenmesine vesile olarak öncü rol oynamış ve şiir muhtevasının milli bir karakter taşıyarak milli olanın şiir diliyle anlatılabileceğini göstermiştir. “Ala Geyik” gibi şiirler; 20. yüzyılın henüz çok başlarında bulunan Türk edebiyat hayatında fikren filizlenmeye başlayan milli ve yerli şiir anlayışını yaratmıştır. Bu anlayış, gerçek Türk şiirinin doğrudan doğruya gerçek Türk kültüründen beslenmesi gerektiğini şairlere ve şiir okuyucusuna öğretmiş ve böylece Batı’dan gelen ve halihazırda Arap-Fars edebiyatlarından ithal edilmiş unsurlarla teçhiz edilmiş şiir anlayışlarının ve şiir estetiğinin ön yargılı kabullerini, klişe halindeki asla değiştirilemeyecek yasalarını değiştirmiş, Türk şiirine milli ve gerçekten “Türk” olan bir soluk kazandırmıştır.

ALA GEYİK

Çocuktum, ufacıktım,
Top oynadım, acıktım.

Buldum yerde bir erik,
Kaptı bir Ala Geyik.

Geyik kaçtı ormana,
Bindim bir ak doğana.

Doğan, yolu şaşırdı,
Kaf Dağından aşırdı.

Attı beni bir göle;
Gölden çıktım bir çöle,

Çölde buldum izini,
Koştum, tuttum dizini.

Geyik beni görünce,
Düştü büyük sevince.

Verdi bana bir elma,
Dedi, dinlenme, durma.

Dağdan yürü, kırdan git,
Altın Köşke çabuk yet.

Seni bekler ezeli,
Orda dünya güzeli.

Bin yıllık çile doldu!
Bunu dedi, kayboldu.

Yedim sırlı elmayı,
Gördüm gizli dünyayı.

Gündüz oldu, geceler;
Ak sakallı cüceler,

Korkunç devler hortladı,
Cinler, cirit oynadı.

Kesik başlar yürürdü,
Saçlarını sürürdü.

Bir de baktım, melekler,
Başlarında çiçekler.

Devlere el bağlıyor,
Gizli gizli ağlıyor.

Kılıcımı çıkardım,
Perileri kurtardım.

Kurtardığım periler,
Adım adım geriler,

Kanadını açardı,
Selam verir, kaçardı.

Az, uz gittim, dolaştım,
Altın Köşke ulaştım.

Bir kapısı açıktı,
Öteki kapanıktı.

Kapalıyı açarak,
Açığa vurdum kapak.

At önünde et vardı,
İt, ot yemez ağlardı;

Otu ata yedirdim,
Eti ite yedirdim.

Açtım bir elmas oda;
Dev şahı uykuda

Gördüm, kestim başını,
Dedim, Ey dev nerede?

Nerede Dünya Güzeli?
Dedi, Elinde eli!

Döndüm, baktım. Bir Kırgız
Elbiseli güzel kız.

Durmuş, bakar yanımda,
Şimşek çaktı canımda.

Güldü, dedi, Türk Beyi!
Tanıdın mı geyiği?

Kimse, beni bu devden
Alamazdı. Ancak sen,

Kaya deldin, dağ yardın,
Geldin, beni kurtardın.

Ah o imiş anladım,
Sevincimden ağladım,

Dedim, Turan Meleği!
Türkün yüce dileği!

Yüz milyon Türk bu anda
Seni bekler Turanda.

Haydi, çabuk varalım,
Karanlığı yaralım;

Sönük ocak canlansın,
Yoksul ülke şanlansın

İndik, iti okşadık,
At sırtına atladık.

Geçtik nice dağ, kaya,
Geldik Demirkapıya.

Kapanması, çok yıldı,
Açıl! dedim, açıldı.

Yol verince gizli yurt,
Aldı bizi Bozkurt,

Kaf Dağından geçirdi,
Türk Eline getirdi.

Z. Gökalp