Yaşama fark katanlar

Güzelliklere bakan, özenen ama onu sizin için birilerinin hazırlamasını bekleyen misiniz; yoksa güzelliği yapan, paylaşan, hayatta fark yaratanlardan mısınız?

Yirmi iki yıl önce Yapraklı yolu üzerindeki MKE lojmanlarında yaşamaya başladık. O zaman yeni evliydik, eşimin iş yerine ait bir lojmanda oturmayı tercih etmiştik. Ben şehir merkezinde çalışıyordum ama her gün yaklaşık dört kilometre olan yolu gidip gelmekten hiç yakınmadım. Ulaşım koşullarında bazı zorluklar olsa da sessiz, sakin, doğa ile iç içe bir ortamda yaşamak hoşumuza gidiyordu. Bahçeli bir evde oturmanın çocuklar için avantaj olduğunu düşünüyorduk.

O çevrede yaşayanlar ya da yolu düşenler bilirler. MKE lojmanlarının bahçeleri ve çevresi ayrık otları ile kaplıdır. Toprağı çoraktır.

Fabrikanın kurulduğu ilk yıllarda İsviçreli elemanlar fabrikada görev yapıyorlardı ve lojmanlarda oturuyorlardı. Yani İsviçreli aileler ve bizler komşu idik. Benzer evlerde ve benzer büyüklükte bahçelere sahiptik. Sadece bahçelerimiz birbirine benzemiyordu. Onların bahçeleri her zaman bakımlı, temiz, çiçekli ve düzenli idi. Bahçelerini yaşama alanlarının devamı olarak kullanıyorlardı. Yazın güneşin ve sıcak havanın nimetlerini, kışın yağmurun, karın güzelliğini çocukları ile birlikte bahçelerinde ve çevrede yaşıyorlardı.

Bizler ayrık otu ile kaplı bahçelerimizdeki otların arasından her an bir akrep mi çıkacak, bir çekirge mi hoplayacak diye çekinirken çocuklarımızı “otların içine girme” diye tembihlerken onlar ellerindeki çim biçme makineleri ile bahçedeki otları biçiyorlar, çiçekler ekiyorlar, ağaçlara bakıyorlardı. Bizler de “İsviçrelilerin bahçeleri ne güzel” diye imrenerek bakıyorduk.

 

Bir sabah eşimin elinde bel, kürek, tırmık ile bahçede işe koyulduğunu gördüm. Evimizin üç yanını çevreleyen epeyce geniş bir bahçemiz vardı. Bu bahçeyi iki komşu kullanıyorduk. Eşim bahçeyi belleyeceğini ve ayrıklardan arındıracağını, sonra da çimlendireceğini söyledi ve işe koyuldu. O hafta sonu iki gününü bahçeyi belleyerek geçirdi. Ben de ara sıra ona çay ya da ayran servisi yapıyordu. Devam eden günlerde iş saatlerinden sonraki zamanını bahçedeki ayrık otlarını temizlemekle geçirdi. Sanırım birinci ayıklama için bir hafta kadar çalıştı. Ardından ikinci kez aynı işlemi tekrarladı ve bahçeyi ayrık otlarından epeyce arındırdı. Bahçe diz boyunu bulmuş otlardan  temizlendikçe daha önceden dikilmiş olan ve şimdi boyları 50-60 cm yi bulan çam fidanları ortaya çıktı. Bahçedeki kiraz ağacı ve kayısı ağacı budandı. Eşim bahçenin yol kenarına gelen kısmına söğütler dikti.

Bir gün dışarı çıktığımda bahçenin çepeçevre küçük kazıklara tutturulmuş ip ile çevrelenmiş olduğunu gördüm. Eşim “çimlendirme alanını hesapladım, ne kadar çim tohumunun gerekli olduğunu belirledim, iş gübre bulmaya ve bahçeyi düzeltmek için toprak bulmaya kaldı” dedi.

Yakın çevredeki bir hafriyattan iki kamyon toprak getirtip bahçedeki çukurları, eğimleri doldurdu, düzeltti. Birkaç köy gezip gübre buldu, getirdi, bahçeyi gübreledi. Tüm bu işleri büyük bir özen ile ve keyif alarak yaptığını görüyordum. Bazen “sen elektronikçi değil ziraatçı olmalıymışsın” diye takılıyordum. Gerçekten bir elektronik tabelasının üzerinde aklımın hiç ermediği devrelerle ne kadar incelikle uğraşıyorsa ve elektronik takımlarını nasıl özenle kullanıyorsa, toprakla uğraşırken de kazmayı, tırmığı, beli, küreği öyle incelikle kullanıyordu. Toprağın kendisine verilen emeği inkar etmeyeceğine inanıyordu.

Bir gün çim tohumları dolu torbalarla geldi eve. Bahçeyi birer metrekarelik alanlar şeklinde böldü, her metrekare için kullanılacak tohum için ölçü belirledi ve bahçeye çimleri ekti. Evin çıkış kapısından yola kadar olan bahçe kenarını çiçeklik olarak düzenledi. Oraya dikmek için birlikte çiçek fideleri aldık ve diktik.

Sıra sulama işlerine gelmişti. Evdeki musluktan bahçenin en uzak köşesine kadar uzanabilecek şekilde hortum alındı. Bir ön bahçe bir de arka bahçe için iki de fıskiye.

Fıskiyeler dönmeye başladıktan birkaç gün sonra ilk çimlerimiz yeşil yeşil topraktan çıkmaya başladı. Her gün heyecanla onların büyümesini izliyorduk. Eşim çimlerin çıkacak olan ayrık otları ile birleşerek toprağı daha iyi tutacaklarını, ayrıkların ise düzenli biçildikleri için bahçede çim gibi bir görünüm vereceklerini, bahçede çocukların da bizlerin de rahatlıkla gezip dolaşabileceğimizi, çünkü böceklerin saklanacağı kuytuların kalmadığını belirtiyordu.

Kısa zamanda evimizin üç yanını çevreleyen çimler yeşil bir halı gibi ortaya çıktılar. Çiçeklerimiz evin giriş yolu boyunca tüm güzellikleri ile bizlere eşlik etmeye başladı. Ön bahçeye ve arka bahçeye çimler arasına diktiğimiz pembe, beyaz ve kırmızı güller hem bahçemizi hem de yaşamımızı güzelleştirdi.

Eşim bir çim biçme makinesi aldı ve büyüdüklerinde çimleri kendisi özenle biçmeye başladı. Çim biçme ve çimleri tırmıklama işlerine çocuklarımız da katılmaya ve yardım etmeye başladılar. Çocuklar bahçeyi sulama, fıskiyenin yerini değiştirme konularında görev aldılar.

Yıllarca İsviçrelilerin bahçelerine imrenerek bakan komşularımızın bir kısmı eşimi tebrik ettiler, kendilerine örnek olduğu için teşekkür ettiler. Kendi bahçelerini güzelleştirmek için eşimden yardım istediler. Eşim de seve seve onlara eşlik etti.

Görev zamanları bittikten sonra İsviçreliler ülkelerine döndüler. Onlardan boşalan evlere başka arkadaşlarımız taşındılar. Bu bahçelerin bir kısmı maalesef kısa zamanda ayrık otları ile dolu hale dönüştü.

Güzellikleri yaratmak ve yaşatmak için emek verenlerin evlerinin önünde yaşam alanı haline gelmiş güzel bahçeler meydana geldi,  oturdukları yerden “benim de olsa” diyenlerin bahçelerinde ise kuru ayrık otları devam edip gitmekte.

Gelecek Cuma bu köşede yeniden buluşmak ümidimle. GÜLÜMSEYİN.