Yaşadığım her şeyi severmişim

Sokaklarında hanımeli açan, korkunun henüz yaşanmadığı yılların; kalabalık yolların, kalabalık insanların mutlu çocuğuydu.

Sokakları hep insanla vardı onun. Her kapıyı açıp ayağı yerle buluştuğunda hazır kıta bekleyen bir dolu arkadaşı, oynamakla bitiremeyip akşamı ettiği oyunları, açlığın mesele olmadığı; acıkınca salçalı ekmek yapıveren, makarna salıp tüm mahalleyi doyuruveren komşu teyzelerin olduğu mahalleleri vardı onun.

Sıkıntı yoktu, çünkü çocuktu. Olsa da zaten konu komşu toparlanıp çözülüverirdi tüm dertler. Sorun denilen şey bir kahve içimi, dert denilen bir çay süresiydi. Yüzler asık değildi hiç bir zaman. Haaa öyle çok paraları da yoktu ama paranın alacağı şeyler değildi onları mutlu eden. Paylaştıkça çoğalan güzellikleri, bölüştükçe büyüten mutlulukları vardı çünkü.

Sonra bir gün gri bulutlar kapladı her yanı. Fikir fikre düşman olmuştu nasıl olduysa. Kardeş kardeşe güvenmemiş, dün dost eli gördüğümüz bugün sırtımızdan hançerlemişti. Hanımeli kokan o güzelim sokaklar artık kurşun kokusu ve bir de ona eşlik eden korku ile arşınlanabiliyordu.

“ Darbe” diyorlardı. Küçücük aklında bu sözü çoğaltıyor ama bir türlü anlayamıyordu. Neydi ki bu “ darbe” böylesine güvensiz ve mutsuz yapmıştı insanları. Can korkusu her yerdeydi artık.Hayatı camın arkasından seyretmek daha elzemdi.

Bir akşam babası toplamıştı hepsini aynı sofranın etrafına. “ Gidiyoruz buralardan. Daha güvenli, daha emin olacağımız; yollarında yine güven kokan yerlere.” demişti. Nasıl olurdu bu. Sevdiği her şey buradayken nasıl olurdu?

Bir anda vedalaştı küçücük yüreği en sevdiği arkadaşlarından, sokakta ki köpeğinden, her gün üzerine çıktığı ağaçtan , hatta kavga ettiği o sırık boylu sarı saçlı kızdan, dondurmanın en güzelini yapan eşekli amcadan. Severmişim meğer dedi. Yaşadığım her şeyi severmişim.

Yıllar geçti, o kara bulutlar dağıldı. Yeniden çiçekler açtı ülkesinin üzerinde, yeniden mutluluk bürüdü kalbini. Düşündü sonralarda.

Kıymet bilmesi hep o yıllardan kalmaydı. insan bir günde veda edebilirdi tüm yaşantısına. Sahip oldukları anlık onunla beraberdi. Güneş bir doğup bir açabilirdi. Sevdikleri konup göçebilirdi, umutları kuş olup uçabilirdi ama hayat her gün yeniden doğuyordu. Her gün yeni başlangıçlar, her gün yeni güzellikleri veren bir hayat varken. Bu yüzden o küçük çocuk eski günlerin anısına her gün sevgiyle uyandı sıcak yatağından sadece ve sadece mutluluk yaymaya odaklandı. Farketti ki diğer insanların yüzündeki her umut onun umudu her sevinci onun sevinci oldu.