STALİN’İN TAVUĞU!

Ülkemiz insanının yutturulan afyonun etkisinden kurtulamamış gibi bir hali var. Çünkü yıllardan beri ilk defa memura emekliye zam verilmeden ocak ayı geçti, hatta nisan bile geçecek kimseden ses seda yok. Hazirana belki yetişebileceği söyleniyor.

Daha bundan 10-15 yıl önce, değil ocak-temmuz zamlarını vermemeyi enflasyon farkı denen artış verilmese bile vatandaş derhal tepkisini gösteriyordu.

Sokaklar savaş alanına çevrilsin gibi bir talebimiz yok ama AKP öncesi iktidarlar, sonradan yavaş yavaş yaptığı zamlarla verdiğini alıyor olsalar bile en azından memur ve emeklinin maaş artışını yapıyorlardı. Memur ve emekli gelir gider dengesinde hep bir adım önde idi.

Şimdi ise maaş artışının nasıl olacağı bile belli değil. Konu ile ilgili bakan bey lütfetmişler artışın ocaktan itibaren geçerli olabileceğini söylemişler ama yapılması planlanan artışın çok çok üzerinde bir zam furyası vatandaşın cebinden yapılmayan artışı ve hatta daha da fazlasını almış götürmüş. Yine de ses yok.

Bu ara Eğitim Bir Sen yetkililerinden biri, dostlar alışverişte görsün misali cılız bir sesle; öğretmenlere ek ödeme vermeyeceklerini söyleyen Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e tepki göstererek, “Türkiye’yi eylem alanına çeviririz ve eninde sonunda öğretmen ve öğretim elemanlarımıza ek ödemeyi alırız” demiş. Hadi hayırlısı!!

Memura, emekliye zam yapılmamasını protesto da bu gidişle Memur-Sen’e düşecek gibi!!

Vatandaşa seyrettirilen veya okutturulan yazılı ve görsel yayın organlarına göre her şey güllük gülistanlık, ekonomi tıkırında, denilene göre aslında ekonomimiz diğer ülkeler gibi sorunlu olsa idi bu zamlar % 50 lilere dayanırmış, halimize şükretmeliymişiz!

Geçtiğimiz günlerde büyükşehirlerimizden birinin yetkilileri il bazında 174 Bin aileye yardım yaptıkları ile öğünüyordu. Fakirleştirilip 174 bin aileye yardım yapmak yerine yeni iş imkanları sağlanarak hayatlarını devam ettirmeyi sağlama gibi bir çalışma ise ufukta görünmüyor.

Bunun sonucunda Ankara Keçiören’de yaşanan trajedik olay ise normal karşılanıyor. Hatırlarsınız bu hafta içerisinde Keçiören’de 5 kişilik bir aile parasızlık nedeniyle doğalgazla ısınamadıkları için belediyenin dağıttığı yardım kömürü ile ısınmaya çalışırken sobadan sızan gazdan zehirlenip vefat ettiler.

Fakirleştirilmiş, kaderine razı hale getirilmiş ve mutlu bir halk; bu bana teşbihte hata olmaz ama Stalin’e atfedilen bir hikâyeyi hatırlattı;

“Stalin en şedit cinayetlerini planladığı çalışma odasına yakın dostlarını toplamış sohbet ediyordu. Votka şişelerinin biri gidip, diğeri geliyordu. Kafalar iyice dumanlanmıştı. Stalin kan çanağına dönmüş gözlerini etrafında dalkavukluk yarışına girmiş adamlarına çevirerek sordu:

– Saçını ihtilalde, halk içinde, devlet yönetiminde, bürokraside ağartmış dostlarım… Söyleyin bakalım halkın yönetime baş eğmesi, kayıtsız şartsız itaat etmesi için yöneticiler ne yapmalı, nasıl davranmalıdır?

Her dumanlı kafadan bir ses çıktı.. Kimisi adaletten, haktan söz etti. Kimisi demokrasiden…. Kimisi sürgünden, sehpadan, hapisten… Kitlesel cinayetlerin deha çapındaki katili Stalin, beğenmedi adamlarının izahatlarını… Bir kadeh daha votka çekerek şöyle dedi:

– Yönetimi eline geçiren hükümdarın Tanrıdan pek farkı yoktur! Halkın karşınızda baş eğip durması için ne yapmanız gerektiğini durun da şu beyinsiz kafalarınıza çivi gibi çakayım… Hemen hizmetçileri çağırıp emretti.

– Çabuk bana bir tavuk getirin…

Aceleyle bir tavuk kapıp getirdi adamları… Stalin, kafaları iyice dumanlanmış adamlarının gözleri önünde başladı canlı canlı tüylerini yolmaya tavuğun,… Bütün tüyleri yolunup cascavlak kalan tavuğu odanın ortasına salıverdi,

– Şimdi izleyin bakalım nereye gidecek bu şaşkın tavuk…

Zavallı tavuk bu azaptan kaçıp kurtulayım diye aralık kapıdan dışarı canını atayım diyor, soğuktan tir tir titriyor… Masaların altına giriyor, köşeli masa ayakları canını yakıyor… Duvar diplerine koşuyor teleksiz, tüysüz kanatları yara bere içinde kalıyor… Şömineye yaklaşıyor tüysüz derisi kavruluyor…

Çaresiz, tüylerini yolan Stalin’in bacakları arasına saklanıp, sığınıyor… O zaman Stalin, cebinden bir avuç yem çıkarıp önüne tane tane atıveriyor yolunmuş tavuğun… Yemlenen tavuk, Stalin nereye yönelse peşinden koşuveriyor..

Ağızları bir karış açık kalan dostlarına bakıp, pos bıyıklarının altından gülerek şöyle diyor Stalin:

– Gördünüz mü? …….. ……… …..”

Sağlıcakla kalın.

Dr. Ahmet K. MASTI

“Göğsünün içindekini hakiki gönül sanan kimse, Hak yolunda iki üç adım attı da her şey oldubitti sandı.
Aslında tesbih, seccade, tövbe, sofuluk, günahtan sakınma, bunların hepsi yolun başıdır. Hak yolcusu aldandı da bunları varacağı konak sandı.”

Mevlana