Sorun Diyene Soruyorum

Evleri tek tek gezerek hane halkından en az birine sordular:

“Evinizi, arsanızı alsak; karşılığında size bir daire versek kabul eder misiniz?”

Belediye Başkanının bahsettiği ve Kentsel Dönüşüm Bölgesinde yaptıklarını söylediği anket çalışmasının hepsi ve tamamı bu kadardır işte.

Bölgenin tarihsel gelişimi, kültürel yapısı, bölge halkının alışkanlıkları, yaşam tarzları, sofra ve eğlence kültürleri, akrabalık ve grup ilişkileri, gelir düzeyleri, suç çeşitleri gibi çalışma ve araştırmalara ihtiyaç duymadılar. Bırakın bölge halkı dışındaki insanların bölgeyle ilgili beklenti ve taleplerini, bölge halkının beklenti ve taleplerini bile sorgulamadılar.

Bölge halkının yüksek oranda desteğini görünce arsa ve evlere değer biçip, vatandaşlara birer protokol uzattılar. Evin, arsan ve müştemilatın 3 eder. Sana vereceğimiz daire 4 eder. Aradaki farkı ödersin, oldu bitti.

O evler hakkında sahiplerinden çok daha fazla bilgiye sahip oldukları gibi bir iddiayı ortaya atan İrfan Dinç’in Karatekin Mahallesi …… Caddesi No: 34’teki evi inşa eden Ahmet Bey ve Nazmiye Hanımla hiç tanışmamış olduğuna bahse girerim oysa.

Zaman içinde belediyenin katkısıyla sağlamlaşan ve büyüyen bu evin yapım tarihi 1950’lere uzanır. Evlerine, bahçelerine, tarlalarına el koyan Bulgarların, kendi evlerinde, kendi tarlalarında, kendi bahçelerinde ırgat olarak çalışmaları gibi aşağılık isteklerine boyun eğmemek için Türkiye’ye göçmüştü Nazmiye Hanımla Ahmet Bey. Bağırlarına basacaklarını düşündükleri Türkiyeli kardeşleri tarafından horlandılar, dışlandılar, aşağılandılar. Bulgaristan’da Türk, Türkiye’de Bulgar sayılmanın ezikliğini yaşadılar. Bir araya gelerek yaşama tutunmak, kendilerine yönelmiş ikiyüzlü bakışlardan korunmak için kendi mahallelerini, kendi evlerini inşa ettiler. Mezarlığın hemen yanında, ama şehrin dışında.

Tıpkı 2 numaralı evi inşa eden Hakkı Beyle Saniye Hanım gibi…

Bulgaristan’da yaşayan ve gittikçe ağırlaşan baskı ve zulümlerden kaçarak Türkiye’ye gelen Hakkı-Saniye çifti, anavatan diye bildikleri ve umutla geldikleri topraklarda yeni bir hayat kurmanın kolay olmadığını kısa sürede anladılar. Genç Cumhuriyetin uğraştığı yığınla sorun arasında göçmenlerin yerleşim yerlerine rehabilitasyonu, kayıtları, istihdamları gibi çalışmalar, göç sebepleri, alışkanlıkları, geride bıraktıkları gibi araştırma ve istatistiki kayıt merakları yoktu. Kalabalığın içine karışmaya çalıştılar. Çankırı’ya yerleşip başlarını sokacak bir ev inşa ettiler, mezarlığın yanında ve şehrin dışında.

Belediye Başkanımız kadar çok şey bilmiyor olabilirim.

Yarım aklımla bildiğim tek şey, tıpkı Türkiye’den göçe zorlanan Kayserili Rumların Yunanistan’da kurduğu Keyseryani (Kayserililer) Mahallesi gibi Çankırı’da da kimi sokak ve caddelerin umutla umutsuzluğun, dünle bugünün arasındaki hüzün köprüsünü oluşturduğudur. Bugün o evlerde oturanların büyük çoğunluğu, bu hüzne yabancı olan ikinci ya da üçüncü sahiplerdir. İlk sahiplerinin nerede ve ne olduğuna, iddiayla söylüyorum ki, TOKİ ve İrfan Dinç kadar yabancıdırlar.

Bulgarlar evlerini, arsalarını, tarlalarını, bağlarını, bahçelerini aldı ellerinden.

Siz onların elinden neyi aldığınızı/alacağınızı gerçekten biliyor musunuz Sayın Başkan?

Anketleriniz cevabını biliyor mu bu sorunun?

 

Not: Hakkı Beyle Saniye Hanım ve Ahmet Beyle Nazmiye Hanım Hakkın Rahmetine kavuşalı yıllar oldu. Ama çocukları ve torunları hala o evlerde yaşıyorlar. O evlerde diktikleri dutlar, asmalar, eriklerle birlikte umutlarını yeşertip büyüten bu inatçı ve mücadeleci insanlara, bu satırların yazarına yaşama dair verdikleri ilham için teşekkür ederim. Mekânları Cennet, ruhları şâd olsun…