Özerklik ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi üzerine

Kapitalizmin sürekli kriz üreten yapısı ve krizi aşma politikaları son dönemde “küreselleşme” diye adlandırılan süreçle birlikte gelişmiştir. Kapitalizm, yapısal krizi atlatma süreçlerinde yeni bir sömürge ve birikim politikası geliştirmekte, çok uluslu şirketler de elinde yoğunlaşan sermaye karşısındaki engelleri kaldırmak için meşru veya gayri meşru her türlü yolu denemektedir.

Yeni Dünya Düzeni’nin kurulması ‘küreselleşme’ adı altında sürdürülen dönüşümlerin, gerçekte uluslararası sermayenin egemenliğini kayıtsız şartsızlaştırma yönündeki çabalardan oluştuğu her gün biraz daha iyi anlaşılmaktadır. Uluslararası sermaye, içine düştüğü bunalımdan kurtulmanın yolunu, dünya ülkeleri üzerindeki denetimini yoğunlaştırmakta aramaktadır.

Küreselleşme süreciyle birlikte uygulanan yeni liberal politikalar yoluyla devletin üstlendiği görevler, ya özelleştirme yoluyla uluslararası sermayeye açılmakta ya da yerelleştirme adıyla devlet denetiminden uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır.

İşte bu yerelleştirme çalışmaları kapsamında ortaya çıkan bir terim vardır. Yerelleştirmenin bir sonraki aşaması diyebileceğimiz özerklik üniter devlet yapısının temellerini sarsacak bir kurum olarak karşımızda durmaktadır. Özerklik, üniter ya da federal devlet sisteminde, bölgelerin ya da kamu kurumlarının belli sınırlar çerçevesinde siyasal ya da yönetsel anlamda kendi başına karar alabilme ve uygulayabilme serbestliği olarak tanımlanmaktadır.

Kendini yönetmek ya da özyönetim olarak ta tanımlanan özerklik daima özgürlükle ilişkilendirilmiş ve bir özgürlük sağlama yöntemi olarak veya buna yakın anlaşılmıştır. Yerel yönetimlerin özerkliğinden söz edebilmek için kesin karar alma yetkisi ile birlikte organların bağımsızlığının ve parasal olanakların bulunması gerekmektedir. Bu hususlar yerelleştirme kavramı içerisinde yerel yönetimlere sağlandığı takdirde peşinden özerkliğin geleceğine şüphe yoktur.

AKP, İşte bu hususları da gerçekleştirecek şekilde hazırlanan ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER döneminde Anayasa’da öngörülen tekil devlet yapısına, ‘idarenin bütünlüğü’, ‘yetki genişliği’ ve ‘idari vesayet’ ilkelerine ve kamu yararına uygun düşmediği gerekçesiyle 22 maddesi veto edilerek geri gönderilen Yerel Yönetimler Kanunu’nun, önümüzdeki günlerde Meclis’ten geçirileceğini söyledi. Yaklaşık 7 yıldır mecliste uyuyan veto edilmiş Kanunun bu dönemde tekrar gündeme getirilmesi anlamlıdır.

Sonuç olarak belirtmek gerekir ki, çağın gelişen uygulamalarına paralel olarak kamu yönetiminde yeniden yapılandırma gereksinimi olduğu kabul edilebilir bir gerçektir. Kamu yönetiminin hızlı, etkili ve verimli biçimde çalışması ve nitelikli hizmet üretmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması da gereklidir.

Ancak, yapılacak düzenlemelerin Ülke ve Ulus birliğini, tekil devlet yapısını, merkezi yönetim-yerel yönetim dengesini zedelememesine, anayasal ilkelere, kamu yararına ve kamu hizmetinin gereklerine uygun olmasına özen gösterilmesi büyük önem taşımaktadır.