Özel hayatın gizliliği

Sosyal ve akıl sahibi bir varlık olan insan, özgürce düşündüğünü söyleyebilmek, istediği yere gidebilmek, istediği yerde yerleşmek, yaşam ve geleceği üzerinde düşünüp karar vermek haklarının yanında bireysel hayat kapsamında, özel hayatını, aile hayatını, konutunu ve özel haberleşmesini istediği gibi düzenleyebilmek hak ve yetkisine de sahiptir.
Hukukumuzda bireysel hayatın korunması kavramına ilk olarak 1961 Anayasasının 15 ilâ 17. maddelerinde yer verilmiştir. 1982 Anayasasında da “Özel hayatın gizliliği ve korunması” kenar başlığı altında 20 ilâ 22. maddelerde bu konu düzenlenmiştir.
Anayasanın 20. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatın gizliliğine dokunulmaz.” hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu maddenin gerekçesinde de; “…….., özel hayatın korunması her şeyden önce bu hayatın gizliliğinin korunması, başkalarının gözleri önüne serilmemesi demektir. Bu cümleden olarak mesela basın hürriyeti sınırlandırılabilecek yani kişinin özel hayatı gazete sayfalarında hikâye edilmeyecektir. Söz konusu gizliliğin korunması, ikinci olarak, kişinin üstünün, özel kâğıtlarının ve eşyasının aranmaması ile sağlanacaktır.”
Özel hayatın korunması her şeyden önce bu hayatın gizliliğinin korunması, başkalarının gözleri önüne serilememesi demektir. Orada cereyan edenlerin yalnız kendisi veya kendisinin bilmesini istediği kimseler tarafından bilinmesini istemek hakkı, kişinin temel haklarından biridir. Bu niteliği nedeniyledir ki, özel hayatın gizliliğine dokunulmaması, insan haklarına ilişkin beyanname ve sözleşmelerle korunmak istenmiştir. Ayrıca tüm demokratik ülke mevzuatında açıkça belirlenen istisnalar dışında bu hak devlet organlarına, topluma ve diğer kişilere karşı korunmuştur.
Ceza Kanunumuzda “Haberleşmenin gizliliğini ihlâl” kenar başlıklı 132. maddede kişiler arasındaki haberleşmenin ihlâli için ceza öngörüldükten sonra, bu gizliliğin ihlâlinin haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda daha fazla ceza verileceği hükme bağlanmıştır. Yine aynı maddede kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi ile yapılan haberleşmelerin içeriğinin diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşası da suç olarak düzenlenmiş ve kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâli artırım nedeni olarak öngörülmüştür.
“Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması” kenar başlıklı 133. maddesinde, kişiler arasındaki alenî olmayan konuşmaların, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinlenmesi veya bunların bir ses alma cihazı ile kaydedilmesi, aleni olmayan bir söyleşinin, diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kaydedilmesi ile bu fiillerden biri işlenerek elde edilen bilgilerden yarar sağlanması veya bunların başkalarına verilmesi veya diğer kişilerin bilgi edinmelerinin temin edilmesi veya bu konuşmaların basın ve yayın yoluyla yayınlanması için ceza öngörülmüştür.
TCK’nda özel hayatın gizliliği konusunda getirilen en önemli düzenleme kişilerin özel hayatının gizliliğinin ihlâlinin suç olarak hükme bağlanmasıdır. “Özel hayatın gizliliğini ihlâl” kenar başlıklı 134. maddede düzenlenen bu suçta gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlâl edilmesi hâlinde, cezanın alt sınırının daha yüksek olacağı ve kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri ifşa eden kimsenin de cezalandırılacağı, ayrıca bu ifşanın basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde de cezanın artırılacağı hükme bağlanmıştır.
İnsan hakları ihlâllerinin yaşanmaması ve var olan ihlâllerin asgarî düzeye indirilmesi bakımından konuyla ilgili yasal düzenlemeler yeterli gözükmekle birlikte, bunların insan hayatında ve toplumda tam olarak yansımasını bulması için uygulamanın önemi büyüktür. Son zamanlarda özel hayatın gizliliğinin ihlali ile ilgili suçlardaki artışın uygulayıcıların bir takım nedenlerle eksik uygulamalarından ve hatta ceza kurallarını uygulayacak sağlam bir iradenin olmamasından kaynaklandığı düşünülmekle birlikte bu konuda siyasi otoritenin payı da büyüktür.
“Edepli ol can isen
Hakk’ı bil insan isen
Müştak-ı sultan isen
Var edep öğren, edep…”