KIŞ HAZIRLIKLARI

Okulda coğrafya derslerinde iklim çeşitleri konusunu işlerken memleketimizde görülen karasal iklimin belirtilerinde; kışların soğuk ve kar yağışlı geçtiğini öğrenmiştik. Hakikaten de günlük yaşantımızda bunu bizatihi olarak yaşayarak tecrübe ediyorduk. Bu nedenle bizim gibi kalabalık ailelerin uzun süren kış dönemine her yönüyle hazırlıklı olarak girmesi kaçınılmazdı. İç Anadolu ayazında kışlar çok çetin, ailelerde kalabalık olunca annelerimize bu manada çok önemli görevler düşerdi. Günümüzde marketlerden hazır olarak aldığımız birçok ürün ve gıda, eskiden annelerimiz tarafından doğal olarak kış hazırlıkları kapsamında evlerde yapılırdı. Sizlere bugünkü yazımda yine 80’li yıllara götürüp, soğuk geçen Çankırı’mızda ailemde, komşularımızda ve çevremde gözlemlediğim kış hazırlıklarından bahsederek mazide yolculuk yapmaya çalışacağız.
Evlerimizde kış hazırlıkları maratonu, ilkbahar mevsimiyle birlikte başlardı. Yiyeceklerimizin saklama koşulları şimdiki gibi teknolojik olarak geniş alternatifli değildi. Günümüzde olduğu gibi her evde bulunan çeşit çeşit derin dondurucular yoktu. Bu nedenle yiyeceklerimizi saklamak için; kurutmak, tuzlamak ve toprağa gömmek gibi yöntemlerimiz mevcuttu. Sonbahara kadar süren bu hazırlıkların bazılarını annemiz tek başına, bazıları ise imece usulü ile eş, dost, akraba ve komşularımızla birlikte yapılırdı. Hazırlıklara ilk olarak peynir yapımı ile başlanırdı. Süt, ilkbaharda bol olduğu için epey uğraşlar sonucu hazırlanan peynirler rendelenerek tuzlanır ve içerisine çörek otu katılarak, küpeciklere sıkı bir şekilde basılırdı. Küpeciklerin saklanması ise toprağa gömülerek olurdu. Peynirlerin en üst kısmına tuz ve asma yaprağı koyarak ters çevirir ve güzelce toprağa gömerdik. Yaklaşık 4-5 ay süre ile toprakta gömülü kalan peynirler kışa doğru çıkarılarak tüketilmeye hazır hale gelirdi. Mümkün mertebe hazır peynir alınmazdı. Hazırlanan peynirler bize kışı çıkarmamızı sağlar, bütün kış boyunca tadına doyum olmayan bu peynirleri tüketirdik.
Bahçemizdeki asma yapraklarını toplar, yetmediği zamanda ise pazardan alarak salamura yapardık. O yapraklarla yapılan ince ince kalem gibi sarmalar da çok lezzetli olurdu. Daha sonra fasulyeler yetişirdi. Fasulyeleri ayıklar, dilimler ve kuruturduk. Sivri biber, dolmalık biber, nane, bamya ve patlıcan da en çok kuruttuğumuz ürünlerin bazılarındandı. Evlerin önlerinde balkonlarında inci gibi ipe dizilen dolmalık biber, bamya ve patlıcanlar olurdu. Biz bu yönüyle biraz şanslıydık. Çünkü bahçemizde yetişen ürünlerden bol miktarda kurutma imkânımız vardı, hatta birçok komşumuz da kurutmak için bizden bu sebzelerden alırlardı.
Yapılan hazırlıklardan bir diğeri ise çeşit çeşit ve rengarenk yapılan reçellerdi. İlk önce çilek ile başlardı reçel macerası. Gül, vişne, kayısı ve ayva ile devam ederdi. Yine bu meyveler bahçemizde çoğunlukla olduğu için pazardan almadan kendi ürünlerimizden yapma imkanımız vardı. Reçelleri evimizin önü müsait olduğu için bakır tavalarda ve odun ateşinde bol miktarda yapardık. Sonra da cam kavanozlarda vakumlanarak saklanırdı. İçerisinde şimdiki hazır ürünlerin birçoğunda olan katkı maddelerinden olmazdı, tamamen doğal ve organik şartlarda hazırlanırdı. Yine kuşburnu, ameskene cinsi erik ve Yanlar köyünden gelen kızılcıklar ile marmelatlar yapılarak kavanozlarda saklanırdı.
Yaz ilerledikçe ürün çeşitleri de bir o kadar bollaşır, yeni hazırlıklarla hayat devam ederdi. Çeşit çeşit ve rengarenk kurulan turşulara ilk olarak salatalık, fasulye, biber, domates ile başlanırdı. Sonbahara doğru ise lahana, kelek, acur ve havuç ile çeşitlenerek devam edilirdi. Memleketimizin malum tuzu bol, sarımsağında memleketi Taşköprü yakındı zaten, bir de sirke ekledik mi? işlem tamamdı. Doğal şartlarda hazırlanan turşuların tadına doyum olmazdı. Turşu bidonlarının üstüne bir tutam da nane eklemeyi unutmazdık.


Köyde yapılan buğday hasadını müteakip öğütmek üzere değirmene götürürdük. Değirmende, kış boyu yetecek kadar hem ekmeklik hem de tarhanalık un yaptırırdık. Annemler, teyzemlerle bir araya gelir özel olarak öğütülen bu unlardan tarhana yapardı. Tarhana yapmakta biraz zahmetli idi. Yoğurmak, kurutmak epey uğraş isterdi. Bu iş bir günde bitmez özellikle kurutma işi çok vakit alırdı. Yine farklı şekillerde kesilerek ev makarnaları yapılırdı. Makarna kesmek tek başına yapılacak bir iş olmadığı için imece usulü olarak yapılırdı. Sabah çok erken saatlerde kimi zaman komşularla kimi zamanda akrabalarımız ile bir araya gelinir. Akşama kadar erişte, çorbalık makarna, iri hamur hem kesilir hem de bir yandan kurutulurdu.
Yine birkaç günde dibekte buğday dövme işine ayrılırdı. Dibeğin ne olduğunu bilmeyenler için şöyle tarif edelim. Köylerin özellikle meydanlarında bulunan, içi oyulmuş, pürüzlü ve yuvarlak kaya parçası olarak söyleyebiliriz. Bulgur yapmakta o kadar kolay bir iş değildir. Sabahtan akşama kadar dibekte buğdaylar bir güzel dövülür, daha sonra bulgurluk veya keşkeklik olarak cins cins ayrılırdı. Bir araya gelen 3-4 kişi çok da hafif olmayan ağaç tokmaklar ile biraz da su katarak buğdaya vura vura kabuğundan ayrılması için saatlerce uğraşılırdı. Şimdiler bu işlerin hepsi fabrikasyon olarak yapılıyor. Bizler de marketlerden paketlenmiş olarak hazır halde ihtiyacımıza göre kolayca alabiliyoruz.
Yine uzun uğraş isteyen işlerden bir diğeri ise salça yapmaktı. Domatesler güzelce yıkandıktan sonra kesilerek çuvallar içerisinde ezme işlemi yapılırdı. Suyu süzülen domatesler büyük bakır tavaların içerisinde yoğunlaşana kadar odun ateşinde saatlerce kaynatılırdı. Salça yaparken de yine tuz olmazsa olmazımız idi. Salçayı ocaktan indirip tavanın kenarından tuzlu sıcak salçayı ekmeğimize sürerdik. Onun da ayrı bir lezzeti vardı. Tabii ki domatesten sadece salça yapılmazdı. Domatesleri kesip, hafifçe kaynatıp kavanozlar içinde konserve(melemen) yaparak da sağlıklı bir şekilde kışın tüketmek üzere saklardık.
Kış hazırlıklarımızın bir başka olmazsa olmazı da etlik yapmaktı. Hayvan pazarından aldığımız küçük baş hayvanlar kesilerek etlerinden kıyma ve kavurmalar yapar, kaplara koyarak, dondurmak suretiyle saklardık. Bu kuru donmuş kıymalar ve kavurmalar kış boyu bütün yemeklere yettiği gibi kıymalı pide yapmak içinde kullanılırdı. Bu şekilde kış boyu et alma ihtiyacımız olmaz hem bereketli hem de sağlıklı bir şekilde et ihtiyacımızı karşılamış olurduk.
Sonbaharın sonlarına doğru Çarşamba Pazarına çuvallar içerinde kamyonlarla kışlık soğan ve patates gelirdi. Her aile ihtiyacına göre 1-2 çuval soğan ve patates alırdı. Patatesleri uzun süre saklamak için toprağı kazar, çukurun içine koyardık. Üstünü tekrar toprakla kapadığımız patatesler bize kış boyu yeterdi. Böylelikle toprak içerisinde gömülü olan patatesler ne çürürdü ne de donardı. Bakliyat ürünlerini de kış boyu yetecek kadar ayarlar, güzel cam kaplarda depolardık. Kuru fasulye, yeşil ve kırmızı mercimek, nohut gibi bakliyatlar yönünden de şanslı sayılırdık, çünkü bu ürünler şehrimizin yakın ve güzel köylerinde bol miktarda yetişir, fiyatları da uygun bir şekilde temin etmek mümkün olurdu.
İşte derin dondurucuların ve teknolojik saklama koşullarının henüz devreye girmediği ve tükettiğimiz bütün ürünlerin birçoğunun ev ortamında hazırlandığı yıllarda bizim memleketimizde de yapılan kış hazırlıklarının hatıramda kalanlarını yine bir çocuğun gözünden sizlerle paylaşmaya çalıştım. O yıllarda doğal ve katkısız olarak hazırlanan ürünlerin birçoğunu günümüzde marketlerden hazır olarak temin etmek mümkün. Doğal olarak beslenebilme, tarım ürünleri yetişmesi yönüyle zengin memleketimizin ve ülkemizin kıymetini anlama temennisi ile sağlıklı günler dilerim.