İslamiyet Kavramlarla Vurmak; Şehitlik

“Son yıllarda İslamiyet’te mühim yeri olan birçok kavram bilinçli şekilde yozlaştırılarak, Müslümanlar tarafından kabul edilemeyecek manalar yüklenmeye çalışılıyor.

Oysa şehit olmanın şartları İslamiyet’te bellidir. İnsan terör eylemi yaparak, masum insanları katlederek şehit olmaz. Bırakın şehitliği, gerçek Müslüman bile olamaz.”

Yukarıdaki cümleler bana ait değildir. Bizatihi Fethullah Gülen Hoca adına açılmış bir internet sitesinde Muhammed Mertek isimli biri tarafından terör eylemi yaparken ölenlerle ilgili olarak kaleme alınmıştır. Peki, günümüz gelişmeleri karşısında bu cümlelere katılmamak mümkün mü?

Bugüne kadar genel anlamda herkesin bildiği gibi Şehit; Allah yolunda, din, vatan ve namus gibi kutsal değerleri uğrunda ölen; ruhunu Allah’a bedenini toprağa sunan, bir gül bahçesine girercesine şu kara toprağa giren eli öpülesi bir kahramandır.

İnanç kültürümüzde özel bir yeri ve yüce bir değeri olan şehitlik, yüce dinimizin önemsediği ve teşvik ettiği bir rütbedir. İnsan çalışarak pek çok rütbe ve unvan elde edebilir. Bu rütbelerin başında hiç şüphe yok ki, şehitlik ve gazilik gelir. Çünkü bu rütbeler hayat karşılığında elde edilir ve inançla kazanılır. Hakkın ve halkın nezdinde şahadet mertebesine yükselmek, büyük bir mazhariyettir. Kur’an-ı Kerim’de Allah şehitler hakkında şöyle buyurur:

“Allah yolunda öldürülenlere (şehitlere) ölüler demeyin. Bilakis onlar diridirler. Lakin siz onu anlayamazsınız.” (Bakara, 154)

Bizzat Peygamberimiz, bir defa değil birkaç defa şehit olmayı istemiş ve şöyle buyurmuştur:

“Ruhumu kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşıp öldürülmemi, sonra tekrar dirilip savaşarak tekrar öldürülmemi, yine dirilip savaşta öldürülmemi arzu ederim.”

Hal böyle iken hükümetin terör saldırılarında ölen sivilleri yasayla şehit ilan etmeye kalkışması ne anlama gelmektedir. Duyarlı, inançlı herkesin büyük tepki gösterdiği bu talihsiz açıklamanın olduğu gün şehitlerimizin kemikleri sızlamış, vicdan sahibi sağduyulu vatandaşlarımız kahrolmuştur.

Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü için kan ve can veren şehitlerin aileleri ile malul gazilerin üzerinde tarifi imkânsız bir üzüntü, hayal kırıklığı ve öfke yaratmıştır.

Kaldı ki, Kanunların yasakladığı bir eylemi yaparken hayatını kaybeden ya da malul olanlara hiçbir şekilde şehit ya da gazi denilemeyeceğinin yönetenler tarafından da bilinmesi gerekir. Bu nedenle bu talihsiz ve kabul edilemez düzenleme çalışmasının açıklaması bile tarihe kara bir leke olarak geçmiştir.

Şehitlik hukuki bir terim ya da içerik değil, milli ve dini bir kıymet hükmüdür. Kimlerin şehit sayılacağını ve kimin şehit makamına yükseldiğini, hukuki gerekçelerle tayin etme yetkisi kimsede yoktur.

Savurganca ve düşüncesizce şehit tanımını genişletme çabası abesle iştigaldir. Kahramanların ruhlarına haksızlıktır. Şehitliği sulandırmak, ayağa düşürmek kimsenin haddine değildir.

Unutulmamalıdır ki;

“Şehitlik hukuki değil, dini ve milli bir hükümdür!”

“Vefa nedir, bilir misin? Vefa arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır. Vefa; dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır. Vefa; ötelerin sonsuz mükâfatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır.” Mevlana