Eski defteri karıştırmak

Bu gün durup dururken nereden aklıma esti bilemem eski defterleri karıştırdım.  Eski defterleri karıştırmak demişsem bunlar önceki yıllarda yine Karatekin Gazetesinde yayınlanmış olan yazılarım. Yazılar beni dört yıl, beş yıl öncesine aldı götürdü. 9 Temmuz 2007 tarihli bir yazıda takıldım. Uzun uzun okudum satırları ve o günü anımsamaya çalıştım. Gerek yazıda bahsettiğim gerek yazının çağrıştırdığı pek çok anı geçti gözlerimin önünden.

Hep aklımızda kalır sandığımız, utmayız sandığımız pek çok yaşantı gün gelip unutuluyor ya da yarım yamalak anımsanabiliyor. Ama yazılar öyle değil, bir yere düştüğünüz küçük bir not, yazdığınız bir günce sayfası ya da yayınlanmış bir yazı sizi aynı ile o güne taşıyabiliyor. Yazının gücü bu olsa gerek.

Bu yıl uzunca bir bahar yaşadık, Haziran sonuna kadar yağan yağmurlar, serin geçen hava- bir türlü yaz gelmedi- dedirtti bizlere. Temmuz ortalarına yaklaşmamıza rağmen hala gözümüz havada. Gündüz sıcak olan hava akşamüstleri serinleyebiliyor ya da yağmura bırakabiliyor yerini.  İşte geçmişte gezinti yaparken 9 Temmuz 2007 de havaları nasıl yaşadığımızı hatırlatan bu yazıma rastladım ve hemen köşeme taşıdım. Bakalım dört yıl önce bu günlerde havamız nasılmış. Şöyle demişim;

“Günlerdir mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcak havalardan herkes bunalmış,  kapı ve pencereler ardına kadar açılmışken Cuma gün akşamüzeri çıkan bir rüzgâr esti de esti.  Rüzgâr arka sokaklardan topladığı kâğıt, poşet, çer-çöp ne varsa önüne katıp ara sokaklardan geçirip ana caddelerden etrafa savururken, sokaktaki etekli bayanlar uçan eteğini tutmak, gözünü tozdan korumak telaşına düşmüştü çoktan.

Öğlen güneşine yetiştirilip asılmış, balkonlarda güneş keyfi yapan çamaşırlar şimdi hırçın dalgaya tutulmuş sandal gibi ipe mandallandığı yerden kurtarılmayı bekliyor.

Çocuk parkında az önceye kadar keyifle salıncak sallanan, kaydırak kayan çocuklar; bindikleri oyuncaklardan indirilip karga tulumba evlere doğru götürülmekte, anneleri tarafından.

Günlerdir sıcağa kafa tutmaya çalışan yol kenarındaki ağaçlar, göğsünü rüzgâra açmış, yapraklarını havalandırmakta. Elektrik tellerine konan serçeler acele adımlarla yürüyen insanlara inat, rüzgârın ritmiyle sallanıp duruyorlar.

Bu arada bir eliyle annesinin elinden tutup, diğer elindeki dondurmasını rüzgarın gazabından korumaya çalışan yavrucağın şapkası havalanıp bir anda kendini caddeye atmaz mı?! …

Rüzgâr açık kapı ve pencerelerimi perdeleri savurarak çarparken, kimini ben kimini oğlum kapatıyoruz. Bahçenin köşesindeki söğüdün bir yandan yerlere kadar eğildiğini, bir yandan dallarını savurup başının üstündeki elektrik tellerini yaladığını görüyorum ve birbirine çarpan tellerin ateşler saçtığını. ( Ağaç dikerken dikkat etmek lazım. Ağaç dikmek için seçtiğiniz yerin üstünde elektrik teli olmasın.)

Rüzgâr bir yandan komşu bahçenin vişnelerini sallayıp dökerken, benim bahçemdeki kayısıları da yerlere seriyor. Bir yandan dökülen kayısıları toplarken bir yanda rüzgârın sırtımdan esip geçmesini dinliyorum.”

Yaşamınızda hep güzel anılar biriktirmeniz dileğimle. GÜLÜMSEYİN.