EĞİTİM HAYATIMIZ

Siz değerli okuyucularımın, daha önce yazmış olduğum “İlkokul Yılları” isimli yazımı okurken bu yazının arkası neden gelmedi, o yıllarda ortaokul ve lise yok muydu? dediğinizi işitir gibiyim. Ortaokul ve lise dönemimizde de çok güzel arkadaşlıklarımız ve öğretmenlerimiz oldu. O dönemlere ait yüzlerce anı da hala hafızamdaki tazeliğini koruyor.  O zaman bugünkü yazımızda ne yapalım, 80’li yıllarda Çankırı’mızdaki ortaokul ve lise dönemi eğitim hayatından yola çıkarak ülkemizdeki eğitim sistemine doğru yelken açalım. Sizlerde de takdir edersiniz ki eğitim işleri her daim önemini korumuştur ve korumaya devam edecektir.  Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.” sözü de eğitimin önemini özetleyen güzel bir sözdür. Yine pandemi döneminde de en fazla gündem olan hususlardan birisi de hatta belki en önemlisi eğitimin hayatının devamlılığı ve sürdürülebilir olmasıdır. Bu dönemde çocuklarımızın okullarından uzak kalması ve eğitim hayatlarına ekran başında devam etmesi, okulun ve eğitimin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

            80’li yıllarda beş yıl süren ilkokul döneminin son yılında öğrenciler bundan sonraki eğitim hayatlarına yön verecek şekilde iki farklı sınava, isteğe bağlı olarak girerlerdi. Bunlardan birincisi Anadolu Lisesi sınavı, diğeri ise Kurumlar Sınavı adı altında başka bir sınavdı. O yıllarda şehrimizde sadece bir tane olan Anadolu Lisesi 6’ncı sınıftan başlamak suretiyle ve lise eğitimini de kapsayacak şekilde öğrenci alıyordu. Anadolu Lisesini kazanan öğrenciler bir yıl hazırlıktan okuduktan sonra 3 yıl ortaokul ve 3 yıl liseyi aynı okulda okuyup mezun oluyorlardı. Kurumlar sınavı ile de çocuklarımız değişik illerde bulunan Öğretmen Liseleri, Demiryolu Lisesi, Meteoroloji Liseleri gibi farklı türden okullara yerleşme imkânı buluyorlardı. Bu sınavlara girmeyen veya başarılı olamayan öğrenciler ise doğrudan ortaokullara gidiyordu. Şehrimizde Merkez Ortaokulu, Atatürk Ortaokulu gibi birkaç ortaokul vardı. Eğitimleri 3 yıl süre ile sınırlı olan okullarımız tam gün olarak eğitim veriyordu. Yani bizler sabah okula gidiyor, öğlen arası yemek molası için eve geldikten sonra öğleden sonra tekrar derse devam ediyorduk.  Yine İlkokulda olmayan dil eğitimi de, ortaokul 6’ncı sınıftan itibaren başlıyordu. Almanca, Fransızca ve İngilizce dillerinden birini öğrenciler kura ile seçerek alıyorlardı. Daha sonraları Almanca ve Fransızca dilleri kaldırılarak yerini sadece İngilizce eğitimine bırakacaktı. Bizler ilkokulda dersimize giren bir öğretmenden sonra ortaokulda birden fazla öğretmenimiz ile tanışınca haliyle biraz zorlanmıştık. Özellikle 6’ncı sınıfın başları bu anlamda biraz sıkıntılı geçmişti. Şimdilerde olduğu gibi eğitimini aldığımız temel derslerin haricinde, bana göre daha eğlenceli ve hayata yönelik, İş Teknik ve Atölye ile Ev Ekonomisi dersleri vardı. Bu dersler eğlenceli olduğu kadar bizlere el becerisi ve pratiklik kazandırmak suretiyle bir şeyler üretmenin heyecanını yaşatırdı. 8. Sınıfa geldiğimizde ise yine ayrı bir sınav maratonu başlardı. Askeri Liseler, Polis Koleji, Ziraat Lisesi ve Meslek Liseleri gibi liselere kayıt için sınavlara girmek tamamen isteğe bağlı idi.

 Burada bir parantez açmak gerekirse o yıllarda ülkemizde bir de 8 yıl eğitim veren ilköğretim okullarının yaygınlaştırılması kararı ile şehrimizde de birkaç okulun ismi İlköğretim okulu diye adlandırılmıştı. Bunun amacının ise o yıllarda 5 yıl olan zorunlu eğitim süresinin ileride 8 yıla çıkarılacak şekilde düzenlenmesi olduğunu o zamanlar duyuyorduk. Bu kapsamda ilk aklıma gelen okullarımız ise Dr. Refik Saydam İlköğretim Okulu ve Mareşal Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu’dur.

            Şehrimizde her lise çeşidinden en az bir tane vardı. 8’inci sınıfı bitiren bizler o dönemde bu yönden biraz şanslıydık. Teknik anlamda eğitim veren Endüstri Meslek Lisesi ve Teknik Lise, Ticaret alanında eğitim veren Ticaret Lisesi, sadece kız öğrencilerimizin gittiği Kız Meslek Lisesi, İlahiyat anlamında eğitim veren İmam Hatip Liseleri birçok arkadaşımız tarafından tercih edilebiliyordu. Mesleki eğitim almak istemeyen öğrencilerin tercihi ise akademik eğitim veren Çankırı Lisesi idi. Bu liselerimizin hepsi de de tam gün eğitim sistemi uygulanıyordu.

Şehrimize zenginlik katan bir diğer lisemiz ise, Çankırı Astsubay Hazırlama Okulu (Ç.A.H.O) idi. Ülkemizde mevcut birkaç Astsubay Hazırlama Okulundan bir tanesi de Çankırı’mızda eğitim vermekte idi. Yurdumuzun birçok bölgesinden gelerek burada askeri eğitim  gören, gelecekte şanlı ordumuza her sınıf ve kademesinde değerli hizmetler verecek olan bu gençler uzun yıllar astsubay temininde önemli bir paya sahip olmuştur. Özellikle hafta sonları giydikleri üniformaları ile çarşı iznine çıktıklarında gerek şehir ekonomisine katkıları gerekse ilimizin tanıtımında önemli roller üstlenen askeri öğrenciler bu yönüyle de ayrı bir değerdi. Birçok yakınımızın da öğrenim gördüğü Çankırı Astsubay Hazırlama Okulu, 1966 ile 1997 yılları arasında, ordumuzun temelini oluşturan seçkin astsubay zümresinin personel teminini önemli oranda karşılamış, 30 yılı aşkın bir süre ile görevini başarı ile tamamlamış, bir döneme de adeta birçok yönden damga vurarak şehrimizden taşınmıştır. Bugün dahi buradan mezun olan astsubayların geçmiş günleri yad etmek, anılarını tazelemek, havasını soluduğu, suyunu içtiği ve hayatının en önemli 3 yılını geçirdiği bu yerleri gezmek, ailelerine tanıtmak maksadıyla gerek gruplar halinde, gerekse münferit olarak zaman zaman ziyaretlerde bulunarak şehrimizin tanıtımına ve ekonomisine hala katkılar sağladığına şahit olmaktayız.

Bu vesile ile terörle mücadelede, Kore’den Kıbrıs’a, Bosna’dan Kosova’ya, Afganistan’dan Somali’ye kadar birçok coğrafyada dünya barışına sağlanan katkıda, sınır güvenliğinde ve yurdumuzun her köşesinde yapılan vatan savunması esnasında şehadet şerbetini içmiş bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet, kahraman gazilerimize minnet, bu uğurda görev yapmış ve yapmakta olan bütün askerlerimize de saygı ve şükranlarımı sunuyorum.

            80’li yılların sonlarında Sağlık Meslek Liseleri eğitim hayatımıza girmişti. Bu liseler Merkez, Eldivan ve Yapraklı gibi bazı ilçelerimizde açılmış ve mezunlarının kolay işe yerleşmesi nedeniyle daha çok tercih edilir olmuştu. Yine birçok arkadaşımız da bu okullarda öğrenim görerek meslek hayatına atıldılar.

Lise deyince akla gençler, gençler deyince de aklımıza 19 Mayıs Atatürk Anma Gençlik ve Spor Bayramı geliyor. Bayramlar stadyumda tüm okulların katıldığı törenlerle kutlanırdı. Gençlerin çaldığı bandolar daha canlı olurken bir de boru takımları eklenmişti. Beden Eğitimi öğretmenleri nezaretinde günlerce hazırlık yapan lise öğrencileri çok farklı spor hareketleri ile bayrama renk katardı. Her okulun yaptığı boru bandolu yürüyüş ve gösteriler merakla takip edilirdi. Bu gösterilerin finalinde açılan Türk Bayrağı ve Atatürk posterleri de izleyenler tarafından coşkuyla alkışlanırdı. Yine o yıllarda stadyum tribünlerine bir yenisi daha eklenmiş olup, karşı tribünde de ellerinde karton tutan gençler günün anlam ve önemine binaen yazılar ortaya çıkarırlardı.

Liseler arası spor müsabakaları ise çok çekişmeli geçerdi. Her okulun futbol, voleybol ve basketbol takımları gençliğin enerjisi ile izleyenlere çok güzel müsabakalar ortaya koyardı. Bizler de özellikle Hasan Fehmi Gökşen spor salonunda yapılan yakın arkadaşlarımızın da yer aldığı müsabakalara katılır, kendi okulumuza destek vereceğiz diye yüksek sesle yapılan tezahüratlardan sesimiz kısılırdı.

3 yıl süren lise eğitimi göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti. Biz gençlerin bu seferki hedefi ise  üniversite kazanmak olmuştu. Şehrimiz o yıllarda yükseköğrenim açısından çok fazla seçeneğe sahip değildi. Üniversitemiz olmadığı gibi 4 yıllık eğitim veren bir fakültemiz dahi yoktu. Taş Mescit karşısında eğitim veren Ankara Üniversitesine bağlı yüksek okulumuzda yurdun farklı yerlerinden gelen gençler eğitim görüyordu. Özellikle teknik bölümlerin ağırlıkta olduğu bu okulumuzda iyi bir eğitim verildiği hep söylenirdi. Şehrimize ilk fakültenin (Orman Fakültesi) açılması için 90’lı yılları, ilk üniversitenin kurulması içinse 2000’li yılları beklemek gerekecekti. Bu anlamda şehrimizde yaşayan günümüz gençlerinin bizlere göre daha şanslı olduğunu söyleyebilirim.

Sizlere elimden geldiği kadar ortaokul ve lise dönemi eğitim sistemimizden bahsetmeye çalıştım. Bu dönemde birçok öğretmenimizin bizlere emeği geçti, arkadaşlarımız oldu. Öğretmenlerimize saygı ve şükranlarımı sunar, sağlıklı bir ömür dilerim. Arkadaşlarımıza da saygılarımı sunuyorum.  Vefat eden öğretmenlerimize ise Allah’tan rahmet diliyorum. Yazımı Albert Einstein’ın “Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır.” sözü ile sonlandırmak istiyorum.

Sağlıcakla kalınız, efendim.