Don Kişotlara bir çift sözüm var

Pek çok şeyde olduğu gibi batıdan devşirilip ülkemize sokuldu.

Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, kentlerin yeniden inşa edilmesi, kente kimliğini yeniden kazandırma ihtiyacıyla şekillendi.

Konu uzmanlarına göre 5 temel bileşeni içinde barındırıyor ve olmazsa olmazları arasında 3 önemli gücü bünyesinde toplayan bir karar mekanizması bulunuyor. Bu 3’lü kamu, özel kesim ve halk (STK’lar) olarak ifade ediliyor .

Londra’da, Paris’te, Berlin’de hayranlık uyandıran örnekleri var. Ancak en yakın örneği diyebileceğimiz Solidere adıyla Beyrut’ta hayat buldu. 1994’te hayata geçirilen ve 2 etaptan oluşan projenin ilk ayağı tamamlandı. İkinci ayağın 2020 yılında tamamlanması hedefleniyor.

Türkiye’ye girdiği andan itibaren fazlalıkları atılarak ve gereksiz karar mekanizmaları budanarak toplumun sosyal, ekonomik ve kültürel yapısından referans almadan, sadece fiziki mekânın düzenlenmesini hedefledi ve üretilen mekânlar kentin ruhuna ve mekânına yabancı kaldı.

İngilizce “Urban Transformation” adıyla biliniyor, ama Çankırılı onu “Kentsel Yenileme” ismiyle tanıyor.

Kavram itibariyle ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye, kentten kente değişebilen bir yapısı var. Çünkü kentin çöken, yıpranan, köhneyen, eskiyen, yok olmaya yüz tutan, sürgüne zorlanan, eşitsizliği ve ayrışmayı çoğaltan, kentin doğal dokusu ve ruhundan kopan damarlarını onarmayı, yeniden yapmayı, kent ekonomisine kazandırmayı, bu unsurları kent dokusuyla barışık şekilde merkezle bütünleştirmeyi, kentin tabi gelişim ve değişim sürecini değiştirmeden kentin sosyal, kültürel, fiziksel yapısını değiştirmeyi/dönüştürmeyi, kentle bütünleşik hale getirmeyi hedefliyor.

Kentsel dönüşüm projeleri, kentin fiziksel problemleri ile toplumsal problemleri arasında doğrudan bir bağ olduğu düşüncesine dayandığından, uzun ve ciddi bir araştırmayı gerekli kılıyor. Çünkü kentin bir bölgesinde/alanında çökme, bozulma varsa, bunun en önemli nedenlerinden birinin o alandaki sosyal çöküntü ve bozulma olduğu fikrine dayanıyor.

Bu çökme ya da bozulmayı tamir etmek, yeniden yapmak, kentle bütünleştirmek çok katlı binalar yapmakla aynı şey değil.

Çünkü uzmanlara göre, “Dönüşüm, faaliyet alanı ve doğası gereği, mevcut şehrin yapısına ve burada yaşayan insanların fiziksel, sosyal ve ekonomik geleceği üzerine ve buna bağlı olarak da kentin bütün geleneklerine etki edebilir. Bu nedenle, bütün planlama çalışmalarında, sosyologlar, ekonomistler, mühendisler, mimarlar, plancılar ve peyzaj mimarları gibi farklı disiplinlerin birlikte çalışmasına ve tüm çıkar gruplarının projede etkin rol almasına kesinlikle ihtiyaç duyuluyor.”

Sabrınızı zorladığımın ve siz okurlarımı, okul sıralarındaki öğrencilik yıllarınıza götüren bir öğretmen gibi davrandığımın farkındayım.

Affınıza sığınarak, özetle ve ana hatlarıyla verdiğim bu bilgilerden sonra sorayım:

Ne demişti Belediye Başkanımız İrfan Dinç: “Ben üniversitenin kurulduğu yıllarda kentin konut ihtiyacını gördüm ve bu projeyi başlattım.”

Gayet açık ve net değil mi?

Kentsel Yenileme adına çağırmış müteahhiti, pardon, TOKİ’yi. Dik binayı, demiş adam. Daha ne yapsın?

Hey Don Kişotlar, size söylüyorum!

Anlamadıysanız, bir daha anlatayım mı?