Çankırı’da Edebiyat… V

                                                                                              Sadık Softa

Daha önce de Ahmet Talat Onay’a dayanarak dile getirdiğimiz, “bir kısmı şairlerin şiirlerini meydana çıkarmak istenmediğinden” bahsederken vurgulamaya çalışıldığı gibi Çankırı şiir ve şair bakımından da oldukça zenginlik göstermektedir. Bu gün elde mevcut olanlar, Ahmet Talat Onayı’ın meydana koyduğu eserlerle varlık gösterdiği gibi yine onun tespit ettiklerinden öteye pek fazla bir mesafe kat edilememiştir. Ahmet Talat Onay, şairlerin şiirlerinin daha da çok olduğunu ve bunların meydana çıkarılmayışından duyduğu esefi dile getirir. O’nun tesbitine göre; Ethem efendi o kadar ısrarıma rağmen şiirlerini zayi ettiğininden, yırttığından bahisle vermedi…”[1] dedikten sonra pek çok Çankırılı şairlerin bu davranışı gösterdiğini ve bunun sebeplerini şöyle dile getiriyor: “Şiirleri olmadığını, yaktıklarını söyleyen Çankırılı şairler eserlerini meydana atmaktan iki sebeple çekiniyorlar sanırım:[2]

1-Siyasete dokunur vehmi;

2-Gençlik maceralarının meydana çıkacağı korkusu;

Üçüncü olarak “Tenkît” korkusu da ilave olunabilirse de bunun o kadar ehemmiyeti haiz olmadığını temaslarımdan anladım.

Şiiri; gençliğin tezahuratından, bir nevi kan kaynamasının alâyiminden farz etmektir ki yaşlı zevatın eserlerini meydana atmalarına mâni oluyor; hele mâzide ki bir maceranın tekrar şuyuu ise hepsini endişeye sevk ediyor. Halbuki maceradaki günahla bu gün meydana koymakla memlekete edilecek hizmet mukayese edilirse terazinin dili hizmet tarafına doğru uzayacağı ve belki o günahlar bu hizmetlerle ödeneceği şüphesizdir.”[3]

Bütün bunların yanında Çankırı’da bu sahada at koşturanların değişik mesleklerden olması belki de bu durumu etkileyen baş unsurlardan olabilir. Meslek erbabının şiirler uğraşması bir yana bir de kendi işleri ile ilgilendikleri saha arasında birleştirici bir unsur göremeye bilirler. Kendi çevrelerinde gerçekleştirdikleri bu etkinlikler sonradan geri durmalarına vesile olabilir. Buna ilave edilecek bir sebep daha vardır ki, ilerleyen yaşlarda tasavvuf erbabı olan kişiler, kendilerini öne çıkarmamak için şiirlerini yok ettikleri de yaygın olarak yaşayan bir fikirdir ve bu fikir tatbik edilmiş, bize kadar da ulaşmıştır. İşte bütün bunlar Çankırı’da bilhassa şiir sahasında bulunanadan daha fazla olmasına rağmen fakir bir durum arzetmekte, olduğundan daha da bir yoksulluk göstermesi bakımandan öne çıkmaktadır. Aslında elde mevcut olanlar bile bu sahada köklü bir geleneğin sürdüğünü göstermeye yeter. Kaldı ki bunlara bir de günümüzde bile yazdığı halde şu veya bu sebeple meydana çıkarmayanlar vardır. Hepsi göz önüne getirildiğinde ise durum açık ve net olarak ortaya çıkmaktadır.

Çankırı şairlerinin ve aşıklarının dar bir çevre içinde sıkışıp kaldığını zannetmek yanlış olacaktır. İstanbul öteden beri Çankırılıların da ilgisini çeken bir şehir olmuştur. Ticaret amaçlı olsun, ilim tahsil etmek ve okumak amacıyla olsun daima Çankırı’dan gidenler olmuştur. Bu halde değişik vesilelerle İstanbul’a kadar uzanan yaşantıları, o dönem başkenti ve hatta günmüzde bile kültür başkenti olarak dillendirilen İstanbul’da çevre edinmeleri hiç de küçümsenecek bir durum değildir. Bu durum birkaç şair için geçerli olan bir konum da değildir. Pek çoklarını bu durumu yaşadıkları düşünülebilir. Çünkü kaynaklara bir göz gezdirdiğimizde Şeyhulislamlıktan yüksek kademe devlet memurluğuna, asker kökenli olanlardan, ticaret amacıyla yolnu İstanbul’a uğratanlara kadar, bir de yerleşip, Çnkırı’dan uzak kalarak anılmaz olanlarına da baktığımızda İstanbulda kalanlar da bir okadar yekün tutar ki, çankırı’daki edebi altyapı ve şiirden beslenerek eserler meydana getirdikleri de düşünülmelidir. Ali Bezlî de bunlardan biridir. Ahmet Talat Onay, İstanbul’da iken saz şairlerinden Beşiktaşlı Gedai’nin daima Ali Bezlî’yi ziyarete geldiğinden bahseder.[4] “Okçuoğlu Hoca Şakir efendi[5] ki medrese âlilerinin son yüksek bir siması, İstanbul dersiâmlarından ve son şeyhulmüderrisin idi”[6] dedikten sonra da bunların her ikisinin Çankırı’ya döndüğünü anlıyoruz. Çünkü sürekli olarak Alî Bezlî ile şakalaşmalarından bahsetmektedir.

Diğer yönden şairlerden ziyade sazını omzuna vurup gezen saz şairleri de vardır. Bunlardan en tanınmışı Aşik Nailî’dir. Yapılan tespitlerde İstanbul’dan Mısır’a ve Konyaya kadar uzanan yolundan başka Çankırı’yı köy köy gezdiği ve çevre illere de gittiği söylenmektedir.

Çankırı şairleri sürekli birbirleri ile irtibat halindedir ve günlük yaşantılarında olsun, davetlerde olsun bu birlikteliği hep sürdürürler. Birbirlerini tanır ve samimeyet çerçevesi içerisinde ağır şakalaşmalara varacak samimiyetleri bulunmaktadır. Bunların pek çoğunu Ahmet Talat Onay, Çankırı Şairleri’nde değişik vesilelerle dile getirmiştir. İşte bir örneği ve ramazan dolayısı ile verilen bir davetle ilgili Ahmet Talat Onayın şöyle bir tespiti vardır: “Bir ramazanda Şair Osman Vehaç, Numan, Arablı Ali, Okçuoğlu Şakir, Abdioğlu Ali, Müfti Hacı Mustafa efendiler gibi zamanın âlimlerini, şairlerini Yüzbaşı zade Hasan efendi davet eder.”[7] Yine bu konuda şaka yollu da olsa biri diğerinden davet etmesini isteyecek kadar bereberdirler. “Ali Bezlî efendi, Yüzbaşı zade Hüseyin efendiden daima bir ziyafet istermiş.”[8] “Zahmî ile Şair Hayrî bir gün ikindi namazını kılmak için büyük camiye giderken Saman Pazarı ile cami arasındaki yüz metrelik mesâfeyi müşterek bir şiir söyleyerek kat’etmek isterler:

Hayrî- “Lâ”yi “illâ” eyleyen yar, kâkülün bir tek teli

Zahmî- “Yâ”yi “illâ”dan ayırmaklıktır istisna beli

Matlalaı şiiri söylerler. Makta beyitini Zahmî söylediği için Hayrî, Zahmî’ye hediye eder.”[9] Yine Ali Kadrî’den bahsedereken; “yaşıtları bulunan şairlerden Ata, Fahrî, Etem Hıfzı, Hilmî ile düşer kalkardı. Bunlara çok latifeler, şakalar yapmıştır”[10] demektedir. Şairlerin bulunduğu bu çevre şiirin ve edebiyatın ortamını hazırlayacak ve hatta bu sahada yürüyeceklere sürekli olumlu adımlar attıracak bir durum arzeder. Dolayısı ile her zaman zengin bir geleneği bünyesinde taşır ve bu vadinin verimli olmasını sağlar. Hele bir de yazımızın başında da söylediğimiz ve izah etmeye çalıştığımız gibi, 1970’li yıllara kadar süren panayırlar, Bilhassa Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte ilk dönem çıkan mecmuaların yanında mahalli gazetelerin artması, bu gazetelerede başta edebiyat olmak üzere şiire ağırlık verilmesi de günümüz şairlerine etki edecek kadar bir gelenek ve altyapı sunmuştur. Günümüzde bu sahaya baktığımızda Çankırı’da edebiyat ve şiir üzerine yapılan etkinlikleri aktifleştiren ve gözdoldurur bir mahiyet arzeden ÇAYASAD, Çankırı’da bulunan şairlerin bir araya gelmesi kadar yaptığı etkinliklerle göz doldurmakta, haftalık sohbet ortamını sürekli hale getirerek devam ettirmekte ve hatta Türkiye çapında örnek faaliyetlerde bulunmaktadır. Pek fazla mazisi olmayan Çayasad’ın bu kadar kısa sürede geldiği noktaya bakılırsa dieğr vilayetlerin gıpta ile bakmasını gerektirecek başarıları ve başarılı organizasyonları mevcuttur.

 

 

 

 



[1] Ahmet Talat ONAY, Çankırı Şairleri, Çankırı Vilayet Matbaası, Çankırı Şairleri, 1930, s. 167

[2] Ahmet Talat ONAY, Çankırı Şairleri, Çankırı Vilayet Matbaası, Çankırı Şairleri, 1930, s. 167

[3] Ahmet Talat ONAY, Çankırı Şairleri, Çankırı Vilayet Matbaası, Çankırı Şairleri, 1930, s. 168

[4] Ahmet Talat ONAY, Çankırı Şairleri, Çankırı Vilayet Matbaası, Çankırı Şairleri, 1930, s. 27

[5] Ayvadlı Köyü’ndendir.

[6] Ahmet Talat ONAY, Çankırı Şairleri, Çankırı Vilayet Matbaası, Çankırı Şairleri, 1930, s. 23

[7] Ahmet Talat ONAY, Çankırı Şairleri, Çankırı Vilayet Matbaası, Çankırı Şairleri, 1930, s. 24, 25

[8] Ahmet Talat ONAY, Çankırı Şairleri, Çankırı Vilayet Matbaası, Çankırı Şairleri, 1930, s. 26

[9] Ahmet Talat ONAY, Çankırı Şairleri, Çankırı Vilayet Matbaası, Çankırı Şairleri, 1930, s. 29

[10] Ahmet Talat ONAY, Çankırı Şairleri, Çankırı Vilayet Matbaası, Çankırı Şairleri, 1930, s. 37