BAYRAMLARIMIZ

(Bayram Özel Yazısı)

                  Bayramlarımız her zaman ve herkes için çok özel günler olmuştur. Uzun süre birbirini göremeyen akrabaların, komşuların ve aile bireylerinin bir araya geldiği, hâl ve hatırların sorulduğu, birlikte kaliteli vaktin geçirildiği anlamlı günlerdir. Belki de uzun süre aranmayan arkadaşları ve dostları aramak da hep bu günlere nasip olmuştur. Çocukken her şeyin tadının farklı olduğu gibi, bayram heyecanını yaşamanın da farklı bir duygusu idi. Pandemi günlerinde yaşadığımız bu üçüncü bayramımız olacak, temennim ve dua’m odur ki; bizleri iyice yoran ve adeta bıktıran bu pandemi illetinin bir daha ki bayrama kadar yok olması, insanlarımızın eski günlerde olduğu gibi aile, akraba ve komşuları ile birlikte huzurlu ve mutlu bir şekilde bayramlarını geçirebilmeleridir. Bugün ki yazım da sizlerle yine 80’li yıllara gidip o dönemlerde bayramlarımızı nasıl kutladığımızı yine bir çocuğun gözüyle anlatmaya çalışacağım.

                 Bayram telaşı ve heyecanı hem evlere hem de şehrimize günler öncesinden gelirdi.  Bayramdan yaklaşık bir hafta önce şehirde yoğunluk artar, sokaklar, caddeler ve pazarlar kalabalıklaşır, şehir dışından gelen binlerce hemşehrimiz memleketimize akın ederdi. Şehir merkezi ve köylerimizde, farklı ülkelerden ve illerden gelen yabancı plakalı araçların sayısı hatırı sayılır derecede artar, bunun sonucunda da çarşı ve pazarlar alışveriş yapan insanlarla adeta dolup taşardı. İnsanlarımız bayramlarda çocuklarının mutlu olması adına yeni kıyafet alma işini bayram öncesine özellikle bırakırlardı. Hem dükkanlar hem de pazarlarda kurulan tezgahlarda çocuklarının ellerinden tutup onlara ayakkabı, pantolon, gömlek, elbise vs. alan anne ve babalar görülürdü. Şehir dışından insanlarımız geldiği gibi köylülerimizde ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla şehir merkezine gelirlerdi. Dükkanlarda ve pazar tezgahlarında insanımız bayram şekerinin en güzelini almak için araştırmalar yapar, şekerleme çeşitlerinden ve lokumların en güzellerinden bütçelerine göre alırlardı. Biz çocuklara düşen önemli bir görev ise bayram öncesi boşalan kolonya şişelerini doldurmak olurdu. Boş cam şişelerimizi alır, kuyruğa girer, pompalı kolonya doldurma şişelerinden doldurulmasını beklerdik. Kolonya satan amcalarımız yumuşak pompaya fıs diye basar, sonra silindire dolan kolonyanın şişeye akmasını ilgiyle takip ederdik. İnsanlar tatlı almak için pastanelere günler öncesinden siparişlerini verirler, berberlerde ise tıraş kuyruğu arife gününden neredeyse bayram sabahına kadar devam ederdi. Yerel gazetelerde şehrin önde gelen yönetici, işadamı ve firmalarının bayram tebrik mesajları olurdu.

                 Şehirde devam eden yoğunluğun benzer bir yansıması da evlerimizde olurdu. Evin her tarafının dip bucak temizlendiği bayram temizliğine ailenin bütün bireyleri yardım eder ve elbirliği ile yapılırdı. Bayram için hazırlanan özel yemekler ve tatlılarda bayramlarımızın vazgeçilmezlerindendi. Bizim bayram tatlımız baklava ve kadayıf olarak umumiyetle evde yapılırdı. Annem kimi zaman akrabalarımız ile kimi zaman da komşularla bir araya gelerek bir günü tatlı yapma işine ayırırdı.  Her haneye neredeyse ikişer üçer tepsi baklava mutlaka yapılırdı. Ev baklavası yapma işinde en uzman isim ise anneannemdi. İşin sırrı   kullandığı köy yumurtasından mıydı, özel öğütülmüş unundan mı, yoksa farklı bir formülü mü vardı? bilmiyorum ama yediğimiz bayram tatlıları içinde en güzeli köyde yediğimiz anneannemin yaptığı baklava idi. Yine bayramlarda misafirlere ikram edilmek üzere, sarmalar, dolmalar, bamya yemeği, nohut, pilav gibi yemeklerde arefe gününden yapılarak hazır hale getirilirdi.

                    Arife gününde ikindi namazına müteakip gerek şehir merkezinde gerekse köylerimizde insanlarımız mezarlık ziyaretinde bulunarak ölmüşlerimizin ruhuna Yasin-i Şerifler okuyup dua ederlerdi.  Sizlere bizim insanımızın ne kadar cömert ve yardımsever olduğunu gösteren güzel bir örneği de yeri gelmişken buradan paylaşmak istiyorum. Köyde yaşayan rahmetli dedem ve anneannem Kurban Bayramı arefesinde mezarlık ziyaretine gelen insanlarımız için sabahtan hazırlık yaparak mezarlık kenarında uygun bir köşeye yaygılarını serer, çayı demlerler ve mezarlık ziyaretine gelen insanlara ikramlarda bulunurlardı. Şehir merkezinden ya da uzak yerlerden gelen insanlar burada bir müddet dinlenir, bayram öncesi kısa kısa sohbetler yapılır, uzun süredir görüşülemeyen dostlarla hal hatır edilirdi. Çay boş ikram edilir mi? Tabiyi ki çayın yanında gözlemeler, börekler, çörekler de mutlaka olurdu.  Bu geleneği yaşlanıp güçleri yetemeyecek duruma gelene kadar sürdürmeye devam ettiler.

                  Bayram sabahı biz çocuklar dahil ailenin bütün bireyleri erkenden kalkardık. Yeni alınan elbiselerimizi giyer, abdestimizi alır, çayırlardan ve toprak patika yollardan geçerek o zamanlar Feslikan Mevkiinin yeni yapılan tek camisi olan Gayretoğlu Camiine giderdik. Bayram sabahı cami her zamankine göre daha dolu olur, hatta cemaat dışarılara kadar taşardı. Müezzin  Satılmış GÖKÇEOĞLU’nun beyin “9 tekbir 2 rekat buyrun bayram namazına uyun hazır olan imama” çağırısı ile cemaat ayağa kalkar, namaz öncesi imam tarafından yapılan kısa bir tarif ve anlatıma göre bayram namazımızı kılardık. Namaz sonrası imam Mehmet SARIKAYA hocamızın okuduğu hutbenin vazgeçilmez cümlesi ise “Bayram küskünlerin barıştığı özel günlerdir” olurdu. Biz çocukların dünyasında küslük kavramı çok olmadığı için kendi kendime neden her bayram hutbesinde küskünlüklerden bahsediliyor küs olan çok insan mı var? diye kendi kendime sormadan edemezdim. Hutbe akabinde yapılan duadan hemen sonra bir diğer güzel bir gelenek ise tüm cemaatin birbiriyle bayramlaşması olurdu. Biz çocuklarda büyüklerimizin arasına karışır, tanıdık tanımadık ayırt etmeksizin herkes ile bayramlaşır, cemaatin elini öpmeden evimize gitmezdik. Bayramlaşma kuyruğu imam efendi ile başlar uzadıkça uzardı.  Bir fasıl bayramlaşma da cemaat dağıldıktan hemen sonra cami dışarısındaki yakın tanıdık ve komşularla olurdu. Cami dışarısında her köşede birbiri ile bayramlaşıp sohbet eden insanları görmek mümkündü. Daha sonraları ise şehir dışından özellikle bayram için gelen arkadaşlarımızı yıllar sonra görmek ve hasret gidermek bizlere ayrı bir mutluluk verirdi.

                    Bayram namazı akabinde eve geldiğimizde aile büyüklerimiz ile bayramlaşır, harçlıklarımızı toplar hep birlikte kahvaltı sofrasındaki yerimizi alırdık.  Ramazan Bayramı’nda ilk gün başlayan ziyaretleşmeler, Kurban Bayramı’nda ilk gün Kurban kesme nedeniyle başlayamazdı. Komşularımızı, epey bir zaman göremediğimiz akrabalarımızla ziyaretleşmek onların sohbetlerini dinlemek bizlere mutluluk verirdi. En önemli ziyaretimiz ise köyde yaşayan dedem ve anneanneme olurdu. Arabamız yoktu, bir taksiye de sığmıyorduk, bazen de dayım ve teyzemlerindi bize katılımı ile Taş Mescit yanından geçerek yokuş ve oldukça dik olan yola revan olurduk. O yürüyüşlerinde kendine göre ayrı bir heyecanı olurdu, sohbet ederek yolun nasıl geçtiğini anlamazdık. Hele bir de bu yürüyüşümüz çağla zamanına denk geldi mi yolda çağla toplayarak yürümenin de ayrı bir zevki olurdu. Hep biz gezmeye gitmezdik tabii ki, akrabalarımızdan yaşça küçük olanlar da bayramlaşmak için bize gelirlerdi. Büyüklerimiz sohbet ederken biz çocukların da bayramlarda topladığımız harçlıklarla yaptığımız en önemli etkinlik ise mantar tabancası almak, torpil, füze ve çatapat patlatmak olurdu.

                Kurban Bayramlarının da ayrı bir heyecanı vardı. Bizimkilerin Kurban Bayramı telaşı Ramazan Bayramının hemen akabinde başlardı. Kurban parasını denkleştirmek, küçükbaş bir kurbanlık mı almalı? yoksa eş dost ile ortak büyükbaş bir kurban mı kesmeli? diye istişareler edilir, kimi zaman köylerden çok önceleri kurbanlık ayarlanır, kimi zaman da bayram öncesi kurban pazarında gezilerek alınırdı. Kurban Pazarında yüzlerce kurbanlık hayvanı görmek, pazarlık yapan, el sıkışan insanlara rastlamakta çok heyecanlı olurdu. Biz de babamızı kesinlikle bu işler esnasında yalnız bırakmazdık. Ahırımız olduğu için kurban için alınan hayvana bakmak bizim için sorun olmazdı. Hatta bazı tanıdığımız komşularımız da kurbanlıklarını bizim ahıra bırakırlardı. Rahmetli babaannemle birlikte bayram gecesi kınayı karıştırmak suretiyle hem bizim hem de komşuların kurbanlıklarının alnına sürerdik. Kurban Bayramı sabahı ise bütün aile elbirliği içerinde tekbirlerle kesilen kurbanı usulünce ayarlamak için çaba gösterir, biz çocuklarda getir götür işlerinde yardım ederdik. Kesilecek olan kurbanı yatırma, kesme, yüzme ve usulünce parçalara ayırma işlemlerinin tamamı rahmetli dedem, babam ve bizim aile fertleriyle yapılır, öyle şimdiki gibi kasap aranmazdı. Kurban Bayramı’nda biz çocuklara düşen en önemli vazife ise dağıtılması gereken kurban etlerini ailemiz tarafından belirtilen ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak olurdu. Kurban Bayramının en güzel organizasyonu ise işler bir taraftan devam ederken bir yandan da odun ateşinde kavurulan kurban etinin kalabalıkla birlikte hemen oracıkta yenmesi idi. İnce ekmeklere sardığımız kurban etinin yanında birazda mevsimsel yeşillik, domates ve salatalık da oldu mu tadına doyum olmazdı.

              Kurban Bayramı için hiç unutamadığım bir eğlencemiz ise kağıt toplamaktı. Ne kâğıdı diyeceksiniz? THK’na ait küçük uçaklar, kurban derisi toplanması ile ilgili küçük broşürler atar, bizde arkadaşlar ile bu kağıtlardan en çok kim toplayacak yarışına girerdik.

              Başta da dediğim gibi Pandemi günlerinde 3. bayramımızı yaşıyoruz. Bayramları kendi çekirdek ailemizle evimizde geçirmek durumunda kalıyoruz.  Bizler millet olarak sosyal insanlarız. Bu durum inanıyorum ki sizleri de ziyadesiyle üzüyor ve bir daha ki bayramlarda eş dost komşu akrabalar ile bir araya gelmek için dua ediyorsunuz. Gelişen aşı çalışmaları ile birlikte inşallah kontrollü de olsa önümüzdeki ilk bayramda eski günlerimize dönebilmek nasip olur. Pandemi süreci aslında bize ne kadar şükretmemiz gereken durumun var olduğunu fazlasıyla gösterdi.  Sizlere sağlık, huzur ve esenlik dolu nice bayramlar dilerim.  Sağlıcakla kalınız efendim.