Başta Beyin Olmayınca…

Hatırlarsınız, “Paranın satın alamayacağı şeyler vardır, geri kalan her şey için…” diye biten bir kredi kartı reklamı vardı. Bir pazarlama taktiği olduğunu bilmeme rağmen, babasıyla maça giden bir çocuğun gözünden, o kısa zamanı paha biçilemez olarak yorumlayan büyüleyici ses, çocukluğumu gözlerimin önüne getirirdi her defasında.

Çocukluk hızlı yaşanan ve çabuk unutulan bir olgudur aslında. Hatırlanması için katalizör gerekir. Doğup büyüdüğünüz evi gördüğünüzde canlanır örneğin. Elinizde siyah çantayla gittiğiniz okul yolunda, saklambaç oynarken gözlerinizi kapadığınız elektrik direğinin dibinde, birlikte nallı oynadığınız arkadaşınızla karşılaştığınızda… Hele kırkı geçmişse yaşınız, hatırladığınız kayıpların acısıyla sızlayan yüreğiniz, hiç basılmamış ve hafızanızdan başka yerde baskısı bulunmayan küçük mutluluk fotoğraflarıyla teselli bulur. Aslında hayatınızın toplamıdır anılarınız ve çevrenizde kaybolan her şeyle birlikte kaybolan biraz da sizsinizdir.

Çocukluğumun büyük bölümü Sarıbaba’da geçti. Şimdilerde akmayan Damlamca’daki çeşmeden doldurduğum bidonları taşırdım evimizin doğal su ihtiyacını karşılamak için. Önünde her defasında kuyruk olur, beklemek zorunda kalırdınız. Bu yüzden mahalle kadınları sık sık kavga edip karakolluk bile olurlardı. Kireç ocağının hemen arkasında uzanan dere içinden Uluyazı’ya kadar çıkardık kimi zaman. Bazen çağla toplardık, bazen çiğdem… Kaleye pikniğe gitmek için kestirmelerimiz vardı bizim. Annem, babam, kardeşlerim, neredeyse bütün evi sırtlanıp Hüseyin amcaların avlusundan tepeye vururduk kendimizi.

16 Ekim’de 45 yaşıma girdim. Bunun 23 yılı babasız geçti. Şimdi TOKİ denilen bir garabetin kırıp parçaladığı, ısırıp dişlediği, korkunç ve sivri dişlerini acımasızca geçirdiği Damlamca’daki toprak parçası üzerinde her geçen gün izleri daha da kaybolan çocukluk anılarımın Belediye Başkanı İrfan Dinç’in hayallerini gölgelemesi nedeniyle “Beyinsiz” olduğumu ancak öğrenebildim. İrfan Dinç’in kurulduğu ve Halk Bankasının köşesinden Şeyh İsmail Rumi’ye kadar sıralanmış binalardan başka görüntüsü olmayan “modern” makam odasıyla kıyaslandığında 232 metrekare arsa üzerine yapılmış ve tüm Çankırı’yı kuşbakışı seyrettiğim 80 metrekare evimizin kıymet-i harbiyesi bulunmayan bir “Mezbele” olduğunu da yine çok bilgili, çok terbiyeli, çok akıllı Belediye Başkanımız öğretti bana.

Üstelik karşı olduğum ve karşı olduğumu açıkça ilan ettiğim için bölgeye girişinde gecikmeye sebep olduğum TOKİ’nin dikey parametrelerinin üniversiteye kayıt yaptırmaya gelen öğrencilerin geri dönüşüne, dolayısıyla memleket ekonomisine zarara sebep olduğunu da kıt aklımla ancak anlayabildim.

Bu yılın Ocak ayında 122 öğrenciyi sınav döneminde sokak ortasına bırakan bir zihniyetin, kayıt yaptırmayan öğrenciler yüzünden bana kızmakta yerden göğe kadar haklı olduklarını, inanın, yeni yeni anlıyorum. Hatta şimdiki milletvekili, o zamanki İl Başkanına, “Sayenizde sokağa atıldığımızı öğrendik. Bu yüzden size teşekkür ediyoruz.” diyerek bir demet çiçek uzatan gençlerin haksız sitemlerini üstüme hiç almadığım için de ufak ufak üzülüyorum. Bu yüzden Sayın Başkanımız kadar bilgili, terbiyeli ve akıllı olmadığım için güzel memleketimizin güzel yarınlarını çirkin varlığımla gölgelemekten utanç duyuyorum.

80 metrekare evimin, 232 metrekare arsamın, bu arsa üzerindeki elmanın, şeftalinin, dutun, nanenin 52 bin lira ettiğini söyleyen ve paha biçilmez sandığım anılarımın beş para etmediğini sayesinde öğrendiğim TOKİ nimetinin bana teklif ettiği 80 metrekare daireye 65 bin lirayı ödeyip , “Allah onları başımızdan eksik etmesin” diye dua etmediğim için de memleketim adına ancak şimdi hicap duyuyorum.

Şimdi oturduğum evin arkasına yapılan süper AVM sayesinde hayalini kurduğum parkı hiç açmadan kapatan Belediye Başkanına kızmakta haksız olduğumu açıkça ilan ediyorum.

Önce 5 kat, sonra 8 kat, sonra 6 kat, sonra 9 kat diye diye sonunda yıkımına başlanabilen Zincircioğlu Un Fabrikası’nın yerinde yükselen çağdaş yapılarla çağdaşlaşacak Çankırı’yı “Küçük olsun, bizim olsun” sığlığından kurtulamamış cahil bir vatandaş sıfatıyla kabullenemediğim için Sayın İrfan Dinç’e haksızlık yaptığımı da açıkça ifade ediyorum.

Anıt alanı önünden İsmet İnönü İlköğretim Okuluna kadar uzanan yol kenarındaki 80 araçlık otopark ihalesini Karatekin Parkı ve eski Tekel binası olarak tescilleyen bir anlayışın değil, benim gazeteciliğimin ve gazetemin anlayışının art niyetli olduğunu da dost-düşman herkesin bilmesini istiyorum.

Ve son olarak…

Hakkını helal etmiş bir babanın oğlu sıfatıyla, hafızalarını tazeleyemeyen tüm Çankırılılardan, değersiz hatıralarımı paha biçilemez sandığım ve onların unuttuklarını hatırlama pişkinliğim için özür diliyorum.