BAŞÖĞRETMEN

Çocuklarımızın  ailede, okulda ve mahallede karşılaştığı insanlar hayatları boyunca hafızalarda olumlu ya da olumsuz bir şekilde izler bırakırlar. Bir ömür boyu bazı insanları korku içerisinde hatırlarken belki de hatırlamak bile istemezken, bazılarını ise güzel anılarla hatırlarlar ve hayırla yad ederler. Sizler bir çocuğun anılarında nasıl kalmak istersiniz? İyi bir insan olarak mı? Yoksa korkulan bir insan olarak mı?

Eski mahalle kültürü içerisinde çocuklar bir hata yaptığı zaman onları usulünce uyaran, nasihatler veren ve tavsiyelerde bulunan büyüklerimiz olurdu. Ya da hata yapmayı bırakın, yine bu büyüklerimiz zaman zaman çocuklara öğütler vererek, onların sorularını cevaplarlardı. Çocuklar anne babalarından ziyade bu insanların söylediklerine daha çok itibar ederler, sözlerini akıllarından çıkarmazlar, adeta kulaklara küpe olacak şekilde hayatları boyunca hatırlarlardı. Şimdiler ise toplumumuzun bu özelliği pek kalmadı. 

 Yine hayatımızda karşımıza çıkan bazı insanlar vardır ki iyi ki bu insanla tanışmışım ve birlikte vakit geçirmek nasip olmuş dersiniz. Onlarla vakit geçirmek, sohbet etmek sizi rahatlatır, mutluluk ve huzur verir. Şimdilerde insanlar bu ihtiyaçlarını karşılamak ve psikolojik destek almak için  paralar vererek saatler süren danışmanlıklar ve terapiler almakta.

 Bugün ki yazımda sizlerin de bir çoğununuz yakından tanıdığı, iyi ki onu tanımışım dediğimiz, özlemle, hasretle ve rahmetle andığımız, Çankırı Eğitimine önemli hizmetlerde bulunmuş, tam bir Cumhuriyet ve Atatürk aşığı, her yönüyle örnek ve yardımsever bir insandan bahsedeceğim. Kendisinin de tabiri ile  “Başöğretmen” Ahmet KAYA’yı anlatmaya çalışacağım.

 O kendisine Başöğretmen derdi, öyle tanınmak ve öyle hitap edilmek isterdi. Kurşunlu ilçemizin Eskiahır köyünde dünyaya gelmiş, ülkemizin ve şehrimizin farklı yerlerinde eğitimin her aşamasında hizmetlerde bulunduktan sonra emekli olmuş ve Çankırı’ya yerleşmiştir. Onunla tanışmamız 1980’li yılların başına rastlar. Tanıştığımızda emeklilik hayatını yaşamakta idi, dolayısıyla öğretmenlik yaptığı yıllarını hatırlamıyorum. Başöğretmen Ahmet KAYA, günümüzde Hoca Ahmet Yesevi Camiinin bahçesinin karşısındaki  apartmanların bulunduğu bölgede yer alan bahçesindeki tek katlı betonarme bir evde ailesi ile birlikte yaşıyordu. 80’li yıllarda o bölgede, içerisinde tek katlı evlerin bulunduğu yan yana sıralanmış bir çok bahçeli ev vardı. Burada yaşayan insanlar bahçelerinde yetiştirdikleri ürünleri satarak geçimlerini sağlarlardı. Başöğretmenimizin ailesi eşi Mukaddes hanım, üç çocukları ve yaşlı kayınvalidesi olmak üzere altı kişilik bir aile idi. Ahmet Amca uzun boylu, babayiğit, kır bıyıklı, başında fötr şapkası ve elinde baston veya şemsiyesi ile heybetli bir şekilde Çankırı Sokaklarında yürürken onu her yerden fark etmek mümkündü. Şehrin her kesiminden bir çok insan onu tanır,  sözlerine itibar eder ve saygı duyardı.

Çocukluğumuzda aile olarak  bizlere hep iyi örnek oldular, milletimize faydalı yetişmemiz ve iyi eğitim almamız için destek verdiler. Büyükler iş, güç ve koşuşturmadan birbirlerinin evine çok gidemezler bilirsiniz, ama ben sık sık onların evlerine gider, vaktimin bir kısmını orada geçirirdim. Bizleri çok severler, bizim ziyaretimizden de rahatsız olmadıklarını hal ve hareketleriyle belli ederlerdi. Ben de boş durmaz, bahçe veya getir götür işlerinde elimden geldiği kadarıyla onlara yardım ederdim. Bahçe demişken, Ahmet Amca’ların bahçelerinin hemen önünde büyük bir kiraz ağacı vardı ki, o yıllarda onun kadar meyvesi güzel bir ağaç hatırlamıyorum. Meyvesi neredeyse erik büyüklüğünde iri, tatlı ve sert idi. Kocaman ağacın dallarına çıkar, bir yandan kirazları toplarken bir yandan atıştırırdık. Erik demişken bahçenin hemen başındaki can eriğinin de lezzeti müthiş idi. Kapı önlerinde besledikleri “Bobi” isimli bir köpekleri vardı ki o da aileden biri gibi bizleri tanır ve sevimli hareketlerde bulunurdu. Yemek vakti gelince eve göndermezler, birlikte yemek yememiz için ısrarcı olurlardı. Yemekten önce kibarca ellerimizi yıkamamız gerektiğini söylerlerdi. Kaşık ve çatalın nasıl kullanılması gerektiğini, masada  oturma adabını, yemek yeme kültürünü, ailem ve okuldan öğrendiğim kadar onlardan da öğrendim. Ahmet Amca yemekte pilli radyonun düğmesini çevirir; bizlere haberleri, radyo tiyatrosunu veya bir Anadolu türküsünü dinletirdi.

Beni bakkala alışverişe gönderir. Ekmeğin düzgününü alıver, gazetemizi de unutma tamam mı oğlum diye tembihte bulunurdu. Gönderirken verdiği paranın üstünü de hiçbir zaman geri almazdı.

Derslerimizle ve öğretmenlerimizle yakından ilgilenir, her karşılamamızda ilk olarak derslerimizi sorar, karne aldığımızda da ilk işimiz ona götürmek olurdu. Karnemizi eline alır, alınan notları ders ders analiz eder, öğretmenlerin yazdığı kanaatlerden tutunda devamsızlığa kadar en ince ayrıntısına kadar değerlendirir, sorgular ve bizlere tavsiyelerde bulunurdu. Terletici bir sorgulamanın ardından mükafatımızda bir o kadar sevindirici ve mutluluk verici olur, hatırı sayılır bir harçlık vermeyi de ihmal etmezdi. Bayramlarda da ilk uğrak yerlerimizden biri de yine tıpkı aileden biri gibi gördüğümüz, Başöğretmen Ahmet Amcaların evi olurdu. Elini öper bayramını tebrik ederdik. Bizlere bademli şekerlerden ve çikolatadan ikram ederlerdi. Bir tane şeker almakla da bırakmaz kesinlikle daha fazla almamızı tembih ederdi. Tabii bayramda da bizleri sevindirmeyi unutmaz, harçlığımızı da eksik etmezdi.

Çok yardımsever bir insandı. Hangi görüş ve düşünceden olursa olsun çevresindeki insanlara mutlaka faydası olur, etrafına duyarsız ve umarsız kalmazdı. Maddi ve manevi müşkülü olan herkese fikirler verir, gerekirse maddi olarak da destek sağlardı. Çalışmayı çok sever, emeklilik günlerini öyle kahvehane köşelerinde geçirmezdi. Bahçede ürettikleri sebzeleri pazara götürür, emekli maaşına destek olması için satardı. Pazarı gezdiğimiz de onun tezgahının tertip, düzen ve temizlik olarak diğerlerinden ayrıldığını çok rahat fark ederdiniz. Onun bir özelliği de din sömürüsü yapanlara ve dini istismar edenlere asla prim vermezdi.

Yazımda ona Ahmet Amca diye hitap ettim ama gerçekte biz ona hiçbir zaman Ahmet Amca diyemedik, çocukluktan kalan bir alışkanlıkla söyleyebildiğimiz kelime sadece “AH” idi. Evet sadece 2 harfli bir kelime söyleyebilirdik. Sadece çocukken değil, 20 yaşımızda, 30 yaşımızda da ona yine “AH” diyorduk. Sanırım eğitim biliminde bunun bir izahı vardır. Çocukken yanına gittiğimiz gibi gençken, evliyken de ziyaretimizi sürdürdük. Özellikle bayramlarda  elini öpmeye gitmeyi hiç ihmal etmedik. Hayata dair düşünce ve nasihatlerini her daim dinledik, vefatına kadar hep böyle devam etti.

Vefalı olmak bunu gerektirir. Bize yapılan iyiliklerini hiçbir zaman unutmuyoruz ve unutmayacağız. Bundan dolayıdır ki İstanbul’dan Çankırı’ya giderken mezarına uğrayıp Kur’an-ı Kerim okumak ya da vefat edenlerimize Fatiha okurken kesinlikle onu da  hatırlamak bizlere hep huzur vermiştir. Hayatta olduğumuz sürece de onu her daim hasretle, özlemle ve saygıyla yad etmeye devam edeceğiz. Bu vesile ile onun gibi topluma örnek olmuş ve ebediyete intikal etmiş bütün büyüklerimizi de saygı ve rahmetle anıyorum. Allah onun gibi topluma faydalı, yardımsever ve her konuda örnek olan insanların da sayısını artırsın diyorum. Anılarımızda her zaman güzelliklerin ve iyiliklerinle kalacaksın “Başöğretmen Ahmet KAYA”, ruhun şad, mekanın cennet olsun inşallah. Sağlıcakla kalınız efendim.