Adı Sonbahar

Kendi halindeyim uzun süredir. Bir şeyleri bekleyen ama hiç çabası olmayan, biraz durgun, biraz sessiz, biraz içe dönük. İç sesim dışımdan daha çok konuşuyor şu sıra. Sessizce oturuyorum sanıyorum bir bakmışım içimde kelimeler vals yapıyor, beni de dansa kaldırıyorlar.

Kimi zaman kızıyorum bir düşüncesizin ettiği lafa. “Böyle de söylenmez ki gözünün içine baka baka.” diyorum. Sonra haklı olabileceği ihtimaller sıralanıyor önümde, susuyorum.

Kimi zaman umut oluyor kuru bir topraktan yükselen bir tohum. “ Daha ne olsun, onca zorluğu yenmiş, kırmış kabuğunu da yeşermiş; sen ki insansın, neden olmasın… Ne istiyorsan düş yola. diyorum. Bu çok iyi geliyor. Düşler neden gerçek olmasın ki?

Sessizliğimi dinleyen en iyi dost kalem. Genelde iyi anlaşıyoruz ama bazen dinlemiyor kalem beni; içimden geçenleri değil de canının istediklerini yazıp beni de meftun ediyor yoluna. İyi ki diyorum o zaman. İyi ki yazabilmek var. İyi ki o yirmi dokuz harf bana bu kadar dost.

Ben bunca düşünceye dalmışken mevsim sonbahara doğru evirilmiş. Bunu bir sabah usulca yere düşen yaprağın zarif telaşından, bulutların dansından ve sizi ürperten serinlikten anlıyorsunuz zaten.

Güneş o güneş değil. Ne yakıyor ne donduruyor. Hani şu yanınızdaymış gibi ama olmayan insan topluluğu gibi. Var mı yok mu kararı veremiyorsunuz. Sıcak diyorsunuz üşüyor, soğuk diyorsunuz pişiyorsunuz. Hep temkin hep “ aklımda” diyerek yola çıkacağınız günler bunlar.

Adı “ sonbahar “ diye mi bilmem kıyısında köşesinde bir hüzün saklı. Yaza vedanın sıcak akşamların, denizin kumun bir sonra ki seneye kadar sadece hayallerde yaşayacağı zamanlar şimdi.

Güvenilmez bir mevsimin ayak izleri gibi sonbahar.

Bir kış sabredip tam çiçek açacakken dolu vurması gibi bir his yaşattığı. Rüyanın en güzel yerinde uyanmak gibi, en sevdiğiniz tatlının son lokmasını başkasının yemesi gibi. Bakakalıyorsunuz ardından.

Ya hep sonbahar hissi yaşatan insanlar yok mu..

Mevsim yaz da olsa, kış ta olsa sebepsiz bir sonbahar hissi yaşarsınız yanlarında. Gülseniz mutsuz olursunuz mutluluğunuza. Hüzün kaplar içinizi dışınızı.

Bir türk filmi senaryosu siyah beyaz filmlerden kalma.

Ben sonbaharım. Ne zamandan beri dersen senden sonra. Dallarımın çiçeklerini sebepsiz ezmiştin , güzelim kokusuna rengine aldırmadan. Merak etmemiştin bile kırılan dallarımı, solan güllerimi. Yoluna devam etmiştin ıslık çala çala ellerin ceplerinde.”

Ayhan Işık baş rolde, kızın gözleri yaşlı.

Diyorum ya içim dışımdan çok konuşuyor

şu sıra . Susturuyorum onu. Onun ki de laf ı güzaf.

Yaprak dökecek ki yeniden çiçeklensin.

Yenilenmek için bazen yeniden başlamak lazım.

Tüm yenilgileri bir köşede toplayıp, hepsini sıfırla çarpıp, mutluluklara bölmek, baharı beklemek lazım.

Başı sonu belli bir yolculuk işte hayat. İçine ne koyarsanız o sizsiniz. Güzel şeyler olsun heybenizde. Bol okuyun, bol düşünün, bol sorgulayın.