TÜRKAV bu hafta Türk Tasavvuf Müziği ve Türk Dünyası Müzikleri konusunda büyük çalışmaları olan Halk ozanı Kaya Kuzucu’yu konuk etti.

TÜRKAV Çankırı Şube Başkanı İsa Bölükbaşı misafirlere hoş geldiniz diyerek başladığı konuşmasına, Çankırı TÜRKAV olarak; “1992 yılında 25 Şubat’ı 26 Şubat’a bağlayan gece Azerbaycan’ın Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabası ve çevresi Rusya’nın 366. Alayı’nın desteğindeki Ermeni birliklerinin ve Ermeni çetelerinin savunmasız çocuk, kadın ve yaşlı olmak üzere 613 Azeri soydaşımızı katlederek bir milyonu aşkın soydaşımızı topraklarından sürmüş ve bölgeyi işgal etmişler, açıkça dünyanın gözü önünde müslüman-Türk kıyımı yapmışlardır. Söz konusu katliamda 487 kişi ağır yaralanmış 1275 kişi ise esir alınarak insanlık dışı işkenceye maruz bırakılmışlardır.

Bugün içerdeki CIA ajanları, el kaide ve Taliban tetikçileri ihvanı müslimin komandoları tarafından kana boyanan Suriye’ye ‘demokrasi’ getirmeye pek meraklı olan Küresel çete, 1992’den beri Ermeniler tarafından  işgal altında tutulan ve kana boyanan Dağlık Karabağ sorununu seyretmeyi tercih etmişlerdir.

Bugün Azerbaycan’ın beşte biri Ermeni işgali  altında.  1996’da  Avrupa Güvenlik ve İşbirliği  Teşkilatı’nın (AGİT),  54 üyesinden 53’ü Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğunu kabul etti. Ama ne işgal kalktı ne de  Ermenistan’a    yaptırım uygulandı. Bir milyon göçmen  evsiz kaldı. Dünya   Ermeni işgalini seyretti, 20  yıldır da seyretmeye devam ediyor! 26 Şubat  1992’de Hocalı’ da yapılan soykırımı, Kerkük, Telafer, Kıbrıs Katliamlarını TÜRKAV olarak lanetliyoruz” dedi.

Kaya Kuzucu “İsa başkanımın söylediği gibi nerede bir Türk var orada mutlaka zulüm var gözyaşı vardır. Yaptığım sanatın gereği sık sık yurt dışı gezilerim oluyor, bunların birçoğu Türk dünyasına olmuştur, buraları gezerken umutlarımın tükendiği, hayallerimin yok olmaya başladığı anlar oldu. Biz Türk milliyetçilerinin omuzlarındaki yükün ağırlığının, öneminin ne kadar büyük olduğunu gördüm. O Hocalıyı, Azerbaycan Azatlık meydanında tankların altında ezilen çoluk-çocuk, kadın yaşlı gençlerin Rus tanklarının altında nasıl ezildiklerinin izlerini gördüm. 1944 yılı Mayıs ayının gecesi saat 4.00 sularında kırımlı soydaşlarımız trene bindirilip Sibirya’ya sürülürken, toplama kamplarına götürülürken birçoğu yollarda telef oluyor, zor şartlar altında yapılan yolculuktan sağ olarak toplama kamplarına ulaşan Kırımlı soydaşlarımız burada pervasızca yapılan işkenceler altında inim inim inlemişlerdir. O dönemler de Bir milyon dörtyüz bin olan Kırım-Tatar nüfusu şu an yalnızca Üç yüz bin kalmıştır.  Şimdi Hür dünyaya sormak lazım bu bir milyon yüzbin Kırımlı soydaşımız nereye gitti, gittikleri yeri biz biliyoruz ya siz dünyaya barış huzur getirdiğinizi iddia ettiğiniz batı siz biliyormusunuz, onların hepsi zulme maruz kaldı, hepsi katledildi yani kısaca soykırıma tabi tutuldu.

Bizim birde Altaylar da yaşayan Tereüt Türkleri vardır bunlar Atilla ve Cengiz Han’ın silahlarını yaparlarmış, onun için Ruslar bunlara Demirci anlamına gelen Kuznet ismini takmışlar.

 

Bu soydaşlarımızda Rus işgalinde Ruslar tarafından toplanıp bu soydaşlarımıza iki soru sorulmuş. Hıristiyanlığı mı seçiyorsunuz yoksa geleneksel dininizi mi diye sormuşlar. Geleneksel dinlerinden ayrılıp Hıristiyanlığı seçmeyen Yirmibin soydaşımız ateşe atılarak yakılmışlardır. İşte bütün bu olanlar bize şunu gösteriyor. Ecdadımız soykırım yapmamış aksine Türk Milleti Soykırıma uğramıştır.

Anadolu’nun Müslüman-Türk yurdu olmasında çok önemli bir yere sahip olan Hoca Ahmet Yesevi Binyüz öğrencisini Anadolu ve Balkanlara göndermiştir. Bunlar; Macaristan’da Gül Baba, Romanya’da Sarısaltuk, Bulgaristan’da Demirci Baba, Bursa’da Somuncu Baba gibi birçoklarını sayabiliriz. Bunlar halkı eğitmek için gönderilen Hoca Ahmet Yesevi’nin öğrencilerinden Şakiler’den bir kaçıdır.

Türk milletinin madde ile başlayan aşkı, ilahi aşka, vatan, millet aşkına dönüşmüştür. Biz Türk milliyetçilerinin kutsaliyetlerinden olan vatan, bayrak, ilahikelimetullah davası aşkına çok bedeller ödedik, bu ödenen bedeller bizim kararlı duruşumuzdan hiçbir şey kaybettirmedi, aksine daha da sıkı sarılmamıza sebep oldu.

Bir gün Âşık arkadaşlarla yolculuğumuz sırasında Hasreti Hoca size bir ayak vereyim devamını siz getirin dedi ve şöyle devam etti.

Azizim su diye ağlar, Mucnun hü diye ağlar, Dünyada bir gül açmış o da su diye ağlar dedi ve ben Ya Türkistan niye ağlar, ağlar yüreğimi dağlar, Başucumda Musul, Kerkük Anadolu’m diye ağlar dedim, Sefai Hoca Bülbül gülüm diye ağlar, gül bülbülüm diye ağlar, Alma Ata, Karabağ bitsin zulüm diye ağlar dedi.

Ben burada hocamızın bize verdiği bu ayağı açmak istiyorum.

Azizim; öz dür, özüm dür, su; Rahmettir, rahmet Peygamberdir. O özüm ki onun aşkından mecnun olur çöle düşer, Hü Allahtır, Allah diye ağlar. Derya âlemdir, gül Peygamberdir. Deryada açan gül de âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed’dir.

Bektaşi dergâhına gelip giden iki Bektaşi sohbet ederken birisi öbürüne ya bizim zakir masonmuş diye konuşurlarken zakir içerden çıkıyormuş bir ayağı dışarıda bir ayağı içerde bizimkiler tam eşikte yakalamış ve eşik hakkına doğru söyle sen Masonmusun deyince zakir eşik hakkını duyunca bizim Anadolu geleneğinde eşik hakkı yemin yerine geçer ve zakir bunu yemin kabul eder ve doğru söylüyorsunuz ben masonum der devam eder bizimle sizin aranızda birçok benzer yanımız var deyince söyle bakıyım bu benzer yanımız neymiş deyince zakir Bektaşilikte kuşak bağlama var Masonlukta kemer takma, Bektaşilikte yol arkadaşlığı, Masonlukta iş arkadaşlığı var deyip sıralamaya başlayınca Bektaşi sorar hiç benzemeyen yanımız yok mu derler var bir tek benzeyen yanımız Bektaşilikte Türklüğe İslama hizmet etmek var Masonlukta yahudiye hizmet etme vardır. Şimdi burada ki esas mesele şu iyi bir tabip olabilirsin, iyi bir hukukçu, profesör, iş adamı olabilirsin fakat kime hizmet ettiğin önemli Müslüman Türkemi yoksa elin gavurunamı hizmet ediyorsun burası çok önemli.

Değerli arkadaşlar şimdi bize diyorlar ki at sırtında medeniyet mi olur evet değerli arkadaşlar atalarımız at sırtında gittiği her yere huzur ve barışın yanında medeniyette götürmüşlerdir. Mesela Turan ellerinde Turfan Bölgesi diye bir yer var. Burası her türlü sebze ve meyve yetiştirmeye müsait fakat su yok. İkiyüz kilometre uzaklık su var arasında birde çöl var.

İşte atalarımız at sırtında düşünüp o ikiyüz kilometrelik mesafeden bir arabanın rahat geçebileceği kanal yapıp o bölgeye suyu getirmiş, o topraha hayat vermiş, mevsimin her dönemine göre her şeyi yetiştirmiş onun için o bölgeye de Turfan bölgesi deniyor”dedi.

Geceye sazıyla da söylediği parçalarla ayrı bir hava veren Kaya Kuzucu Hocaya TÜRKAV Şube Başkanı İsa Bölükbaşı tarafından teşekkür belgesi verilerek uğurladılar.