“Çankırı’ya arabanızı park edemezsiniz”

Aday Araştırma Kulis ve Politika Dergisi POLİTİKİM 15 Ocak 2012 tarihli 12. sayısında gazetemiz yazarlarından emekli öğretmen ve iş adamı Mustafa Çağlar’a yer verdi. POLİTİKİM’in Ocak ayı sayısında yer alan yazıda Çağlar, Çankırı’nın sorunlarını anlatarak yaşadığı kendin tarımla, sanayiyle ve turizmle değil eğitimle gelişeceğini ve yerel yönetimlere bu konuda çok iş düştüğünü, üniversitenin bölümlerinin çoğaltılması gerektiğini vurguladı.

İşte o röportaj:

 

Kentinizin son yirmi yılına baktığınızda yerel yönetimlerin yaptığı hizmetleri tatmin edici buluyor musunuz?

Hiç birini yeterli bulmuyorum, yapılanlar günü kurtarmayan hizmetler. Benim siyaseten desteklediğim kişiler de aynı hatayı yaptı. Yerel yönetim bağlamında sorunlar kısa süreli çözümlerle geçiştirilmeye çalışıldı; yani uzun vadede hizmet verecek yatırımlar yapılmadı. Bu nedenle de halen büyük bir köyde yaşıyoruz.

Kentinize şehircilik açısından baktığınızda olumlu ve olumsuz neler söyleyebilirsiniz?

Bir çarpık yapılaşma, hatıra dayalı imarlaşma söz konusu. Böyle olunca da şehrin modernleşmesi mümkün değil. Benim öğretmen­lik yönümde var, yurtdışında da görev yaptım. Bu konuda iyi bir eleştirmen olduğumu düşünüyo­rum. Olumlu anlamda ise şu var; sadece yerel hizmetlerde, bire bir küçük şehirler olduğu için tanımadan da hizmeti isteyebiliyorsunuz. Yani diyelim ki evinizde bir su arızası oldu, isten­diğinde anında hiç hatır gönül sayılmaksızın hemen size gelinir. Sonuçta, resmi görevin dışında da insanlar yardım eder.

Kent ve yaşam kalitesi bakımından şehrinizi değerlendirebilir misiniz? Şehrinizde neler eksik?

Çankırı insanı “A” kalitedir, ondan hiç şüphemiz yok. Çünkü biz hiç göç almıyoruz, tamamen kendi insanlarımızı muhafaza ediyoruz. Sürekli dışarıya göç veriyoruz. Bundan dolayı dışarıdan aldığımız melez bir kültür yok. Çankırı kendi kültürünü yaşıyor, kendi gelenek­leri, yaren kültürü, ahi evran kültürünü devam ettiriyor. Bu nedenle de bir saygınlık söz konusu, hatta şimdi burada yaşasanız duyarsınız, belediye anons eder, “bir miktar para bulunmuştur, kaybeden gelsin” diye. Türkiye’nin birçok şehrinde böyle bir ilanı duyamazsınız. Yani insanlar burada bulduğu parayı götürüp teslim eder. Böyle bir yapıya sahiptirler. Her ilin iyisi kötüsü mutlaka vardır ama genelde bizim insanımız hakika­ten bozulmamış, kendi kültürünü yaşayan Anadolu insanı. Halkımız çok şeyi hak ediyor ama modern yaşama, teknolojiye bağlıysa böyle bir şey yok. Yine de modern yaşamak insanlık ile ilgiliyse bizim insanımız hakikaten hoşgörülü ve modern yaşayan bir halk. Teknolojik materyallerin kullanımı açısından düşünülürse çok zor, şehirde bile üç tane trafik lambamız var, düşünün.

Peki, kentiniz için aklınızdan geçen mega projeler var mı? Bunları bizimle paylaşmak ister misiniz?

Bu kentin mutlaka kendine en yakın bölgelerde uydu kentler kurması lazım. Yerel yönetimlerin kesinlikle şehrin dört çıkışına, neresi münasipse altyapıya uygun uydu kentler kurup, şehrin içini rahatlatması gerekiyor. Şu anda Çankırı’ya arabanızı park edemezsiniz. 65 bin nüfuslu bir şehirde sokakta, caddede park yeri bulamazsınız. İnsanlar nefes alamıyor. Kanalizasyon ve su sis­temimiz yeterli değil, halen yirmi­lik borularla kanalizasyon sistemi mevcut, yetmişli yıllardan kalan. Problem çok. Uç projelere gidebilmek için de önce şehri rahatlatmak, küçük de olsa uydu kentleri kurmak lazım. Bakın Ankara’ya; Çayyolu, Ümitköy, Eryaman, Batıkent’e kurmuş, şimdi de Kuzey ve Doğukent’i kuruyor. Ankara bu şekilde rahatlatılıyorsa, Çankırı’nın da mutlaka rahatlatılması lazım.

Siz Belediye Başkanı olsaydınız özellikle yapmak istediğiniz üç şey ne olurdu ilinize?

Bu şehrin çehresinin değişmesi için küçük de olsa uydu kentlerin mahalle veya ova statüsünde de olsa kurulması lazım. Daha sonra şehre hizmet verilmesi şart, ama şimdiki Çankırı’ya hangi hizmeti verirseniz verin göze gözükmez, çünkü şehir boğulmuş halde. Bir de şu var; Çankırı ne tarım ne sanayi şehri ne de turizm şehri. Buranın tek kurtuluş yolu var, o da eğitim. Nasıl Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti veya Moldovya gibi Balkan ülkeleri eğitimle ayakta kalabiliyorsa Çankırı’nın kurtuluşu da sadece eğitimle olabilir. Bu da hem orta dereceli okullarda okul sayısını arttırmak hem de üniver­sitelerdeki fakülte sayısını kariyer ve kaliteyle birlikte arttırmaktan geçmekte. Buna en yatkın ve yardımcı olacak olan da yerel yönetimler diye düşünüyorum. Benim böyle bir fırsatım olsa eğitime ve eğitimcilere destek veririm.

Siyasete girme gibi bir niyetiniz, bu konuda verilmiş bir kararınız var mı?

Evet, inşallah. İleriki dönemler için aday olmayı düşünüyorum.

Sizin için siyasette daha çok yerel yönetici olmak mı yoksa Ankara’da politika yapmak mı daha cazip?

Bence milliyetçiliğin kökü halktan geçer diye düşünüyorum. Halkına hizmet edemeyen hakkına hizmet edemez. Çankırı’daki insanlar benim halkım olduğuna göre, önce Çankırı halkına hizmet daha sonra millete hizmet gelir diye düşünüyorum. Felsefem bu, şehrini kurtaramayan ülkeyi nasıl kurtaracak ki?

Okuyucularımızın sizi daha yakından tanıyabilmesi için neler söyleyebilirsiniz? Ben eğitimciyim, emekli öğretmenim. Şu anda bir şirketin sahibi ve idarecisiyim. Yurtdışında görev yaptım. Sanatla uğraşıyorum, kendi çapımda şairim, üç tane tiyatro denemem oldu. Ayrıca Türk işleme sanatları; ebru, tekzip gibi konularla ilgili yedi sergi açtım. Bunların altısı özel, bir tanesi karma sergi. Sosyal yönü geniş, her kesimle anlaşabilen, kontak kurabilen, kaynaşabilen ve halen insanlara güvenen biriyim.

Kaynak: POLİTİKİM)