Üstünlerin hukuku yerine hukukun üstünlüğü

İktidar partisi Seçim bildirisinde, “Üstünlerin hukuku yerine hukukun üstünlüğü” sözcükleri yine vurgulandı. Oysa iktidara geldiğinden bu yana, hukukun, Hükümet politikalarının üstünlüğü üzerine biçimlendirilmesine o kadar çok örnek var ki… Hukukun, istenildiği zaman, istenildiği gibi kullanılmasına artık o kadar alıştırıldık ki…

Gelinen noktada Anayasal kurumlar ve kavramlar bir bir yok sayılmakta veya pasifize edilmektedir. Bunun adı da ben yaptım hukuku olmaktadır. Yargı da benzer müdahalelere maruz kalmış ve üstünlerin hukukunu gözetir hale getirilmiştir.

Hâlbuki Devlet niteliğini kazanmış her siyasal toplumda birbirinden farklılık arz eden üç ayrı görev veya kuvvetin var olduğu kabul edilmektedir. Bunlar yasama, yürütme ve yargı kuvvetleridir. Bu kuvvetlerin birbirleri karşısında bağımsız ayrı organlar eli ile yürütülmesi ise güçler ayrılığı olarak tarif edilmektedir. Bu üç kuvvetin kullanışı ile ilgili olarak ister güçler ayrılığı, isterse de güçler birliği prensibi kabul edilsin, her halükarda yargı her türlü baskıdan uzak, siyasal çekişmelerin dışında tutulmak suretiyle ayrı değerlendirilmektedir.

Hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak bağımsız yargı, kişilerin temel hak ve hürriyetlerinin korumasındaki en önemli organdır. Yargının bağımsızlığının sağlanması ve yargı görevini yerine getiren kişilere bir takım teminatların getirilmesi, ülkelerin hukuk devleti olması yolunda önemli bir adım olmaktadır. Çünkü bağımsızlığı sağlanmamış, her türlü müdahaleye açık bir yargı, kişilerin haklarını başka türlü aramasının yolunu açmaktadır ki, bu da ülkelerin huzurunun bozulmasına ve uluslar arası boyutta da günümüz koşullarında insan hakları konusunda hesap verme gibi durumlarla karşı karşıya kalınmasına neden olabilmektedir.

Unutulmamalıdır ki hukuk bir gün gelecek yönetenlere de lazım olacaktır. Yakın ve uzak siyasi tarihimiz bunun örnekleri ile doludur.

Bu nedenle,

•   Hukukun üstünlüğünü ve adaleti her alanda hâkim kılacak,

• Anayasanın ilk üç maddesinde anlam bulan esasları güçlendirecek, özgürlükleri esas alacak ve demokratik standartları yükseltecek yeni bir anayasa yapacak,

• Cumhuriyetin temel niteliklerine sahip çıkacak,

• Türkiye Cumhuriyeti devletinin; ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü koruyacak, üniter milli devleti ilelebet baki kılacak,

• Uzlaşma kültürünü geliştirerek, toplumsal dayanışmayı güçlendirecek ve kardeşliği pekiştirecek,

• Temel insan hak ve hürriyetlerini teminat altına alacak,

• Güçlünün değil haklının yanında olan adil bir sistem oluşturacak,

• Milletin değerlerini temsil eden, milletin hizmetinde, güçlü, adil, müşfik ve insani bir devlet anlayışını hâkim kılacak,

• Adaletli, açıklığa dayalı bir yönetim anlayışı benimseyecek ve bu anlayışa uygun kurum ve kuralları oluşturacak,

Devlet tarafından sunulan hizmetlerin ülkenin her yerinde her vatandaş tarafından erişilebilirliğini ve çağdaş standartlarda olmasını temin edecek,

•  Seviyeli, ilkeli, dürüst, ahlaki siyaset anlayışını hâkim kılacak,

• Ahlaki kirlilik ve yolsuzluklarla kararlı ve etkin mücadele suretiyle temiz siyaset-temiz yönetimi tesis edecek,

bir iktidar hedeflemek; yaklaşan 12 Haziran seçimlerinde göz önünde bulundurulması gereken temel unsur olmalıdır.

Yazımızı yaklaşan seçimleri de çağrıştıran bir fıkra ile tamamlayalım; Adam uçsuz bucaksız çölde arazi taşıtı ile bir vahayı ararken deveyle karşıdan gelen bir bedevinin yanında durmuş; aradığı vahayı bedeviye sorup yolu tarif etmesini rica etmiş, “Hiç durmadan ve direksiyonu kırmadan dümdüz gidin..” demiş bedevi, “pazar günü de sağa sapın..!”

” FATİH’İN TORUNU”;

UNUTMA ETTİĞİN YEMİNİ;

DENİZLER ZİNCİRLİYSE,

KARADAN YÜRÜT GEMİLERİNİ…!!!