Suriye’de ilk gün ve Maaloula

Rehberimiz Şam-Bağdat yolunda olduğumuzu bu yol üzerinde duraklayabileceğimiz tek yerin Bağdat Cafe  denilen bir yer olduğunu, orada mola verebileceğimizi ardından yolumuzun Maaloula olduğunu ve oraya öğleye doğru ulaşabileceğimizi belirtti.

Bu uzun yolda yolcularımız şarkı söylemek, fıkra anlatmak gibi marifetlerini gösterirlerse yolculuğun daha keyifli geçeceğini belirtiyor. Bir arkadaşımız bazı anılarını paylaşırken, bir arkadaşımız fıkra ve esprileri ile keyiflendiriyor bizleri. Bana da şiir okumak düşüyor elbette. Bu sırada yol boyunca halen boz topraklar ve çölün ıssızlığı bizlere eşlik etmekte.

Televizyonda eski Texas filmlerinde gördüğümüz bir sahne vardır.- Issız yolda bir benzinlik ve cafe tarzı bir yer çıkar , sıcaktan canından bezmiş ve benzini bitmek üzere olan adamın karşısına- Bana aynen bu sahneyi anımsatan bir film karesi ile Bağdat Cafe  çıkıyor yolumuza. Artık alışmaya başladığımız boz renkte,  tek katlı ,  yan yana birkaç bölümden oluşmuş . Binanın girişinde asma dalları ile örülmüş bir çardak, çardak altında düzenlenmiş kilimli sedir ve oturaklar tanıdık geliyor. İçeride sedirlerle düzenlenmiş oturma yerleri, hediyelik eşya satan ayrı bir bölüm, binanın arkasında lavobalar var.  Binanın yan tarafında uzanan geniş boşlukta on ya da on beş kadar koyun otluyor. Daha doğrusu geziniyor, çünkü çevrede tek bir ot tanesi yok.

Bu sırada Ürdün’lü olduğunu düşündüğümüz bir tur otobüsü daha aynı yerde duraklıyor. İçinden son derece de şık baylar ve bayanlar, çocuklar iniyorlar. Az ötemizde Hint filmlerinden fırlamış gibi bir başka otobüs duruyor. Otobüs ile minibüs arası büyük bir gaz tenekesi desem belki daha doğru olur. Biri hızlı bir tekme atsa her yanı dağılıp sekiz on parça halinde yere dökülecekmiş gibi duran otobüsün üzeri rengarenk boyalı, açık kapısından içeride etajere benzer bir dolap, çeşitli büyüklükte çuvallar, kapının yanındaki koltukta burnuna kadar çektiği çarşafı ile oturan gözleri sürmeli bir kız, şoförün yanında baştan aşağı burkaya benzer bir giysi geçirmiş orta yaşlı bir kadın ve yanında on yaşlarında iki çocuk, ayakları bağlı birkaç tavuk  görüyoruz. Çay ve sigara içmek için araçtan inen şoför ile rehberimiz ve birkaç arkadaşımız sohbet ediyorlar. Bazı arkadaşlarımızda bu ilginç otobüs dekorunu arkalarına alarak fotoğraf makinelerine poz vermekteler.

Buradaki  yaklaşık yarım saatlik molamızdan sonra tekrar yola koyulduk. Rehberimiz yaklaşık 50 km. kadar yolumuz olduğunu belirtti ve yolculuğun daha zevkli hem de verimli geçeceğini belirterek Maaloula hakkında bilgi vermeye başladı.  “Maaloula Aramice konuşulan Hiristiyan-Ortodoks köyü. Müslümanlar da var.     Azize Takla Maaloula’nın simgesi olmuş adeta. Ve bu konuda bir rivayet var:  Roma’lı bir kız ( bazı rivayetlerde de Roma Kralını kızı olarak geçiyor) Hiristiyan olur. Ancak babası bunu kabul etmez. Babasının ve Kralın zulmünden kaçmak için kız yollara düşer ve Antakya bölgesine doğru günlerce yol alır. En sonunda Suriye bölgesinde dağlık bir alanda kalır .Askerler peşindedir, ancak bir mucize olur ve dağ ikiye ayrılıp kıza yol verir. Kız açılan kanyondan geçer ve bir mağaraya sığınır. Kanyonun dibinde halen akmakta olan suyun şifalı olduğuna inanılır. Kızın sığınıp ibadet etti mağaranın etrafına daha sonra Hıristiyanlar tarafından bir kilise yaptırılır. Azize Takla kilisesi halen pek çok hıristiyanın ve turistlerin ilgi merkezi durumunda.”

Azize Takla’nın öyküsünün bitimi ile Maaloula’ya giriyoruz. Köyün girişinde sağ tarafımızda düz bir ova karşımızda ise eteklerinden başına doğru basamak basamak evlerin sıralandığı kayalıkları görüyoruz. Kayalıkların en yüksek noktalarında Meryem Ana heykellerinin ve Haç işaretlerinin yer aldığı fark ediliyor.

İçinde bulunduğumuz coğrafya bana Ürgüp-Göreme yöresini hatırlatıyor.  Gördüğüm;  bir zamanlar ev olarak kullanılmış olan kayalara oyulmuş mağara oluşumlar burada da var. Köy sırtını kayalılara dayamış ve eteklerinden yükseklere doğru sarılarak yukarı doğru yayılmış. Yolları köyün ortasındaki meydandan sonra kıvrılarak everin arasından kayalıkların en uç noktasına kadar uzanmış.  Burada yaşayanların çoğunun yurt dışında çalıştığı gelirlerini bu şekilde edindikleri belirtiliyor. İki katlı , üç katlı evler çoğunlukta, daha çok katlı olanlar da var.

Öğle vakti ve ezan okunuyor. Otobüsümüzü park ettiğimiz yerin tam önünde bir camii var. Erkek arkadaşlarımızın bir kısmı Cuma namazı için camii ye gittiler. Biz bayanlar otobüste kalmayı tercih ettik. Çünki  bulunduğumuz yer köyün tam ortasındaki meydan ve çevreyi rahatlıkla görebiliyoruz. Öğrenci olduklarını sırtlarındaki okul çantalarından tahmin ettiğimiz çocuklar okula gidiyorlar. Bu sırada hepsi siyah giysi giymiş şık bayanlar dikkatimizi çekiyor. Giysilerinin modeli, şekli değişik olsa da hepsinin siyah giymiş olması, saçlarının özenle taranmış olması, ayakkabılarının şık ve temiz olması, ellerinde şık zarif çantalar taşıyor olmaları dikkatimizi çekiyor. ( okul giriş-çıkış saati olması, öğretmen olabileceklerini düşündürse de bu konuda tam emin olamıyoruz) .  Ancak köyün temiz bayanların şık ve bakımlı olduklarında hemfikir oluyoruz.

Önünde durduğumuz camiinin  önünde küçük bir avlusu olduğunu, bizim mescit dediğimiz yerlerin büyüklüğünde olduğunu ve minaresi olmadığını görüyorum. Bu sırada imamın namaz sırasında okuduğu dua ve sureleri anlamaya çalışsam da Fatiha dışında okuduklarını anlayamıyorum. Cuma namazından sonra otobüsümüze dönen arkadaşlarımızı da alarak,  kayalıkların en üst noktasındaki seyir alanına çıktığımızda köyü kuşbakışı görebildik. Pek çok nokta da yine haç işaretleri ve Meryem Ana heykelleri ile görüşüyoruz. Ve iç rahatlığı ile kullanabileceğimiz lavoba ve tuvalet ile burada karşılaşıyoruz.

Tepeden inişte rehberimiz bizi Azize Takla kanyonundan geçiriyor. Kanyonun dibinde su akmakta ve tek sıra ile geçilebilecek şekilde yol alınabiliniyor. Yaklaşk 900 metrelik bir yürüyüşün sonunda kanyon bir sokağa bağlanıyor . Tam da sokağa çıkacağımız köşede boy hizamızdaki bir kayalığın çıkması üzerinde Meryem Ana karşılıyor bizleri. Kendisini selamladıktan sonra çıktığımız sokak geniş bir meydana bağlanıyor, burada hediyelik eşya satan küçük dükkanlar,  köyün eczanesini görülüyor.  Yol tozundan gözü alerji olan arkadaşımız için bir göz damlası edindikten sonra meydanın yanı başındaki   kiliseyi ziyaret ediyoruz. Giriş kapısı ve çıkılan birkaç basamaktan sonra  sağ ve sol yana ayrılan merdivenler kilisenin iki yanındaki dıştan girişleri bir balkon üzerine sıralanmış odalara götürüyor, ancak bu bölümlere girmenin yasak olduğunu bildirdiler.  Sağ yanda yükselen merdivenlere tırmanmaya devam ettiğimizde balkonu andıran bir terasa çıkılıyor. Burada kutsal doğumu simgeleyen düzenlemenin yer aldığı bir kaya oyuğu devamında bağlandığı ibadet yeri olarak kullanılan kutsal mağara bulunuyor. Kilise sonradan bu mağarayı da içine alacak şekilde yapılmış. Terastan köy yine kuşbakışı görülebiliyor ve uzak yakın pek çok kayalığın üzerindeki büyüklü küçüklü Haç işaretleri yine karşımızda duruyor.

Gezimizi tamamlayıp otobüsümüze dönmek üzere tepeden  aşağıya doğru inen yolu takip ederken  köyün içindeki kiliseleri ve birkaç camii yi görüyoruz. Bir arkadaşımız kayalıklara dikilmiş Meryem Ana heykelciklerine ve Haç işaretlerine  bakarak ‘dini simgelerin bu kadar çok ve ısrarla dağa taşa yazılmış olmasını inanç eğitiminin bir yöntemi” olabileceği şeklinde yorumluyor ki ben de bu yoruma katılıyorum.  Maaloula’yı ardımızda bırakıp Şam’a doğru yol alıyoruz.