Suriye: Şam

BABUS SAAD: Kerbala Şehitlerinin Makamı Şam’daki ikinci durağımız. Makamın önüne geldiğimizde kalabalık bir kafile ile karşılaştık. Kafilenin makamı ziyaret için İran’dan gelen Caferiler olduğunu öğrendik. Onlar için hac anlamına geliyor ve bu ziyareti doğal olarak çok önemsiyorlar. Bizde kalabalığın içinde olabildiğince birbirimizi kaybetmemeye çalışarak ziyaretimizi yapmaya çalışıyoruz. Her ne kadar başımızı şallarımızla örtmüşte olsak pantolon ve kabandan ibaret olan giysimiz , kara çarşaflarına bürünmüş olan diğer bayan ziyaretçilere örtünmek için yeterli görünmemiş olmalı ki, dikkatli ve dik bakışlarını üzerimizde hissediyoruz.Kerbela olayındaki 16 şehidin kafalarının buraya getirildiğine inanılıyor. Makamda 16 temsili sarık bulunuyor. Caferiler dilek diliyorlar ve dilek iplerini makamın demir parmaklıklarına bağlıyorlar. Sesli şekilde dua ve zikir ediyorlar. Bizler dualarımızı sessizce içimizden okuyarak ya da dudaklarımızın arasından mırıldanarak ziyaretimizi tamamladık. ( Farklı dinlerden ya da aynı dinin farklı mezheplerinden de olsalar insanların ibadet anı bana hep etkileyici gelmiştir. Çünki farklı şekillerde ve farklı dillerde de olsa herkesin ibadetini , duasını ve yakarışının aynı yaradan için yapması ve yaradan karşısında hepsinin eşit kul olması müthiş bir şey diye düşünmüşümdür.)

SEYYİDE ZEYNEP MAKAMI: Ehlibeytten bazı kadınlar Kerbela da esir alınıyorlar ve şehitler ile birlikte Şam’a getiriliyorlar. Bu şekilde Şam’a gelen Seyide Zeynep bir süre burada yaşıyor daha sonra Medine’ye dönüyor ve orada vefat ediyor. Vefatından sonra Şam’da iken yaşadığı evinin olduğu bölgeye bir makam yapılıyor ve ziyaretçileri eksik olmuyor. Şu an ki camii 50 yıl kadar önce İranlılar tarafından yaptırılmış. Kubbesinin kilolarca altından yapıldığı söyleniyor, Çinilerle süslenmiş olan camiinin girişinden itibaren İranlıların eşiği öpmesi ilgimizi çekiyor. Bazıları daha ileri giderek eşikten önce herkesin gelip geçtiği yolu bile öperek içeri giriyor ya da eşik hizasındaki yolu öptükten sonra kalkıp yollarına devam ediyorlar. Bu aşırılığın İslamın buyrukları ile alakalı olmadığını düşünüyorum kendimce. Geceden sabahın erken saatlerini bulan yolculuğumuzun ardından yaklaşık on iki saatlik bir geziden sonra ayaklarımızın iyice yorulmuş ve karnımızın acıkmış olduğunu yemek yiyeceğimiz restoranda masalarımıza oturunca anlıyoruz. Bahçesinde aydınlatma lambaları, çiçekler ve küçük heykelciklerle karşılandığımız restoranın iç giriş kapısı önündeki timsah heykelini de selamladıktan sonra loş giriş koridorunun sol yanındaki yemek salonunda yemeklerini yiyen ve nargilelerini fokurdatan müşterilere göz ucu ile baktıktan sonra sağ taraftan bizi üst kat yemek salonuna çıkaracak olan kırmızı halı döşeli merdivenlere yöneliyoruz. Salona çıktığımızda oymalı alçı işleri ile süslü , renkli desenler ile bezeli tavan ve duvarlar karşılıyor bizleri. Duvardaki loş ışıklı apliklerin yansısı camlardaki vitraylarda titreyerek duvarlarda gölgeleniyor.Önceden hazır edilmiş (bizim çoban salatamıza benzeyen ama daha çok çeşitli yeşilliği olan) salata, acılı ezme gelen sıcak lavaşlarla hemen yenmeye başlanıyor. Ardından kebaplar ve beraberinde ayranlar tüketildiğinde sıra meyvelere geliyor. Bu sırada karnı doyduktan sonra sıraya sigarayı koyan yan masadaki arkadaşlarım ( kapalı mekanda sigara içiliyor) ‘hala bırakmadınız mı bu kötü alışkanlığı’ diye takılmam üzerine sigaraları ile birlikte dumanlarını benden uzaklaştırıyorlar. Çaylarımızı (poşet çay) içtikten sonra hepimizin gözlerinin ağırlaştığı, bedenlerin rahat bir yatak aradığı zamana geliyoruz ve otelimize gitmek üzere otobüsümüze dönüyoruz. Dışarıda yağmur çiseliyor, serin yağmur akşamını içimize çekiyoruz. Bizimle birlikte otobüsümüze binen hediyelik eşya ( duvar boncukları) satan çocukla yaptıkları pazarlık sonucunda birkaç arkadaşımız yüzde yetmiş beş indirim yaptırarak bocuklardan alıyorlar.Şam Sheraton Otelinin lobisinde kısa bir dinlenmeden sonra odalarımıza çekiliyoruz. Rehberimiz sabah altıda kahvaltı salonunda hazır olmamızı . altı buçukta Busra’ya gitmek üzere yola çıkacağımızı, otobüse geç kalana ise ‘muz ikram etme cezası’ vereceğini gülerek bildiriyor.Suriye’deki ilk gecemizde; Şam’ın yüksek bir tepesindeki otelimizde, temiz ve konforlu yataklarımızda , yağmurun sokak lambalarının ışığındaki pırıltılarını pencereden bir süre izledikten sonra derin bir uykuya dalıyorum.Sabah Busra yoluna birlikte devam edelim.