Kıbrıs ve Afrodit krizi

Atatürk’ün de önemini işaret ettiği Kıbrıs’ın, Türkiye için ifade ettiği stratejik önem şu şekildedir; Doğu Akdeniz ve Türkiye’nin güney sahillerini kontrol eder. Türkiye’nin güneyinden deniz aşırı ikmal yollarını kesecek ve taciz edecek bir mevkidedir. Güneyden sahillerimize yapılacak bir deniz harekâtı için yığınak bölgesi, üst durumundadır. Türkiye’ye Doğu Akdeniz ülkeleri üzerinde psikolojik, politik, ekonomik ve askeri baskı yapma imkânı verir. Mersin ve İskenderun limanlarının emniyetini sağlar. Doğu Akdeniz üzerinden hava yollarını kontrol eder.

Nihat ERİM de, “Bildiğim ve Gördüğüm Ölçüler İçinde Kıbrıs” adlı kitabında; “Kıbrıs bizim milli davamızdır. Bu dava milletimizin şeref ve haysiyetinin gerektirdiği şekilde neticelendirilmelidir. Bunun aksi bir hal çaresi ve bizi razı etmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Topraklarına bağlılıklarını kanlarıyla ispat etmiş olan Kıbrıslı Türkler vatanları olan yerlerinde bütün haklarına sahip olacaklar, hür ve güven içinde yaşayacaklardır. Bunu temin etmek Türkiye için bir şereftir. Kıbrıs davası millet için her evi, her insanı, her gün meşgul eden, acı olduğu kadar aziz bir dava olmuştur. Haklıyız, bu davayı haklı bir neticeye vardırmak için kararlıyız, bu uzun süreçtir. Milletten çok fedakârlık isteyecektir, milletimiz bu fedakârlığı yapmak için kararlıdır” şeklinde Kıbrıs’ın önemini ve Türkiye’nin kararlılığını o dönem ortaya koymuştur.

ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi ile Avrupa Birliğinin Doğu Akdenizdeki çıkarları da adanın üzerinde kesişmektedir. Çünkü Kıbrıs Ortadoğu ve Doğu Akdenizi kontrol etmektedir. Hala en önemli enerji kaynağı olan petrolün kaynağına, limanlarına ve deniz ulaşım yollarına hakim bir yerdedir.

İşte bu öneme sahip Kıbrıs ile ilgili yeni bir sorun son günlerde gündemi işgal etmeye başladı. Kıbrıs Rum Kesimi’nin Doğu Akdeniz’de Türkiye ve KKTC’nin itirazlarına rağmen Münhasır Ekonomik Bölge olarak ilan ettiği bölgede doğalgaz arama çalışması Akdeniz’de gerilimi tırmandırdı ve tırmandırmaya da devam ediyor. Türkiye’nin, “Afrodit” kod adlı bölgedeki faaliyetleri yakından izlemek için bölgeye deniz kuvveti göndermesi de Rumlara geri adım attırmadı.

Uluslararası arenada Kıbrıs adasının sözde tek temsilcisi olarak tanınan Rum Kesimi bu fırsatı kullanarak Kıbrıslı Türkler’in onayı olmaksızın çevresindeki devletlerle münhasır ekonomik bölge anlaşmaları imzaladı. Bu anlaşmalar ile ülkeler kendi karalarına 200 mil uzaktaki bölgelerde bile karşı taraftaki devletlerle anlaşmaları durumunda doğalgaz ve petrol arayabilmektedir.

Rum yönetimi, 2003’te Mısır, 2007’de Lübnan, 2010’da da İsrail ile anlaşma imzaladı ve bu 4 devlet Doğu Akdeniz’i parsel parsel paylaştı. Lübnan ile yapılan anlaşma Lübnan meclisinden onay alınamadığı için yürürlüğe girmedi ancak diğer anlaşmalar onaylandı.

Özellikle son günlerde İsrail, iki ülke arasında yaşanan krizi değişik şekillerde Türkiye’ye ödetme yolunu seçti. Bunlardan biri de Rum Kesiminin İsrail ile yaptığı anlaşma sonucu, Rumların kendilerine ayırdığı 12 numaralı parselde Doğalgaz arama faaliyetine izin vermesidir. Afrodit kod adlı bu parselin seçilmesinin sebebi ise İsrail’in Afrodit’in hemen doğusunda dev bir doğalgaz yatağı bulmuş olmasıdır.

Ülkemizce kabul edilemez olarak görülen bu durum ile ilgili en haklı tez olarak Rumların çıkaracağı doğalgazda adanın diğer toplumu olan Kıbrıslı Türklerin de hakkının bulunduğu görülmektedir. Nitekim BM de Rumları bu konuda uyaran bir açıklama yayınlamıştır.

Kendileri için önemli olduklarını düşündükleri, Hıristiyanlığın ilk kabul edildiği yerlerden biri ve Batı uygarlığının temeli olan Hıristiyanlık değerlerine asırlardır en çok katkıda bulunan yer olmakla övündükleri Kıbrıs için günümüz dayatmaları karşısında tarafımızdan tarihimizden gelen duyarlılıkla mutlaka onurlu bir mücadele yapılması gerekmektedir.

Hiç şüphesiz, ülkemizin özellikle son yıllarda yoğun olarak yaşadığı tüm bölgesel veya uluslararası nitelikli sorunlarda olduğu gibi, Kıbrıs sorununun da “ne pahasına olursa olsun” çözümü, esasen, bir çözüm değil, çok daha farklı ve büyük sorunların başlangıcı olacaktır. Bu nedenle, öne sürülen çözüm önerilerinin layıkıyla değerlendirilebilmesi için, öncelikle, sorunun bütün boyutlarıyla ortaya konulabilmesi gerekmektedir. Bunun için de konunun, Türkiye’nin geleceğini de yakından ilgilendirdiği gözönüne alınarak, Türk halkı tarafından yüzeysel, “neme lazım” ve “ver kurtul” anlayışının ötesinde detaylarıyla bilinmesi gerekmektedir.

Sağlıcakla kalın.

“ Elden geldiği kadar kaç kötü arkadaştan; kötü ahbap kötüdür en zehirli yılandan; yılan zehir akıtıp, insanı candan eder; ama kötü arkadaş, can ve imandan eder.”