Arnaût, “Türk milletinin İslama büyük katkısı olmuştur”

19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve Çankırı Belediye Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen “Anadolu’da Hadis Geleneği ve Dâru’l-Hadisler” konulu sempozyum hafta sonu gerçekleştirildi.

100. Yıl Kültür Merkezi’nde yapılan ve 2 gün süren sempozyumda Hadis eğitim ve öğretimi açısından son derece önemli olan Dâru’l Hadis müesseselerinin kuruluş, işleyiş ve mimari yönleri ele alındı.

Cumartesi günü saat 09:00’da başlayan sempozyumun açılış konuşmasını Belediye Başkanı İrfan Dinç yaparak, “Bilindiği gibi, İslam dininin Kur’an-ı Kerim’den sonra en önemli kaynağı, Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV)’nin sünnetini ihtiva eden hadis-i şeriflerdir. Hem Kur-an’ın anlaşılmasında hem de İslam’ın öğrenilmesinde, öğretilmesinde son derece önemli olan hadis-i şeriflerin toplanması, korunması ve incelenmesinde Müslümanlar İslam’ın başlangıcından itibaren çok büyük gayret ortaya koymuşlardır” dedi.

Dinç konuşmasının devamında, “Söz konusu bu gayretlerin en mühim müesseseleri arasında hiç şüphesiz Dâru’l-Hadisler bulunmaktadır. İslam toplumunun tesis ettiği ilk mesleki medreseler arasında yer alan Dâru’l-Hadisler Selçuklu ve Osmanlılarda oldukça yaygın olarak kültürümüzdeki yerini almış ve milletimizin Hz. Peygamber’e ve onun sünnetine olan bağlılıklarını gösteren en önemli müesseseler olarak kabul edilmiştir.

İslam’ın iki ana kaynağı olan Kitap sünnet ikilisine hürmet ve ona hizmet etmeyi şiar edinen ecdadımız Allah’ın kitabına olan bağlılıklarını inşa ettikleri Daru’l-Kurrâlar ile gösterirlerken Hz. Peygamber’e olan saygı ve bağlılıklarını da Dârul Hadisler inşa ederek göstermişlerdir. İlk ciddi örneklerine Selçuklular döneminde, Anadolu dışında Irak, Suriye ve Mısır’da, Anadolu’da ise Çankırı, Sivas Konya ve Erzurum’da rastladığımız Daru’l-Hadisler Osmanlılar tarafından geliştirilerek devam etmiştir.

Dâr kelimesi, “yer, mekân, ev, yurt” gibi anlamlara gelmektedir. Dârü’l-hadis, “Hadis okutulan yer” demektir. Önceleri evler, mescidler ve medreseler bünyesinde yapılan hadis öğretimi faaliyeti, ilk defa Büyük Selçuklular döneminde Dârü’l-Hadis denen ayrı müesseselerde yapılmaya başlamıştır. İslâm dünyasında medreselerden ayrı olarak “Dârü’l-Hadis” adıyla ilk öğretim kurumu, 1170’de Şam’da kurulmuştur. Şam’da kurulan bu müesseseden yaklaşık 70 yıl sonra Anadolu’da ilk Dârü’l-Hadis’in kurulduğunu görmekteyiz. Anadolu’da kurulan ilk Dârü’l-Hadis, öteden beri iddia edildiği şekliyle Konya İnce Minare Dârü’l-Hadis’i olmayıp ondan 35 yıl önce kurulan “Çankırı Dârü’l-Hadisi”dir. Bu konuya dikkatleri ilk kez çeken merhum Prof. Dr. Ali Yardım’a şükran borçluyuz.

Dâru’l-Hadislerin Anadolu’daki ilk örneğinin Çankırı’da bulunması bu sempozyumu hiç şüphesiz çok daha anlamlı yapmaktadır. Bu eserle ilgili kısa bazı bilgileri de aktarmak istiyorum. Taşmescid diye bilinen Selçuklu devri eseri, “darüşşifa” tarafı ile ön plana çıkarılmış olup, asıl kimliği bu yüzden gölgede kalmıştır. Halbuki yıllara direnen bu eser, Anadolu’da kurulan ilk Dârülhadisdir. Darüşşifa (Hastane) 1235 yılında inşa edilmiş olmakla birlikte bu eserden bugüne yalnız kitabesi kalmıştır. Çankırı’ya iki defa gelerek bu eseri inceleyen ve kitabesini doğru biçimde okuyup bizlere aktaran ülkemizin yetiştirdiği değerli hadis hocalarımızdan Prof. Dr. Ali Yardım hocamızı da tekrar rahmetle anmak istiyorum. Hocamız bu incelemesinde Çankırı’daki bu eser için şunları söylemiştir:

“Çankırı Cemaleddin Dârülhadisi orijinal kitabesi ile günümüze kadar gelebilen en eski dârülhadis binasıdır. Bu hüviyeti ile farklı ve mümtaz bir kıymeti hâizdir. Ayrıca bu bina, ruhaniyetli bir yapıya sahip olan Çankırı şehri için de bir şeref âbidesi’dir.”

 

Merhum Ali Yardım, dârülhadis kitabesini de şu şekilde çevirmiştir:

“Bu dârülhadis ve mezarlığın yapılmasını, 640 (1242) yılında lûtfu bol Allah’ın rahmetine muhtaç zayıf kul, Abdullah oğlu Atabey Ferruh emretti”

İşte bugün ayakta kalan Taşmescid dediğimiz taş yapı, Cemaleddin Ferruh Dârülhadisi’dir. Bu zatın kabri de bu yapı içindedir. Anadolu’da inşa edilen ve kitabesiyle birlikte günümüze kadar ayakta kalabilen ilk dârülhadis olması ve taş işçiliğinin güzel bir numunesi olması hasebiyle eşsiz kıymete sahiptir. İnşallah bu yapıyı da hep beraber bu vesile ile görmüş ve incelemiş de olacağız. Bu vesile ile söz konusu dârul-hadisi inşa ettiren Cemaleddin Ferruh’u da rahmetle anıyorum.

Elbette siz değerli hocalarım söz konusu bu müesseseler ile ilgili değerli bilgiler sunacaksınız.
Dolayısıyla ben sözü fazla uzatmak istemiyorum. İnşallah düzenlemiş olduğumuz bu
sempozyum ile hadis ilmine, hadis kültürüne ufacık bir katkımız olursa kendimizi bahtiyar
hissederiz” dedi

Başkan Dinç’den sonra kürsüye gelen Çanakkale 18 Mart Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. İbrahim Hatipoğlu, yapılan çalışmanın devamlı olmasının yararlı olacağı ve Çankırı’ya bir ilahiyat fakültesi kurulması durumunda 200 yıldır ayrı kalınan hadis geleneğine tekrar irtibat sağlanacağını aktardı.

Programın önemine değinen, 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Yavuz Önal, “Böyle bir geleneğin konuşulması ve akademik olarak yer alması daha önemli” dedi.

Sempozyum için Ürdün’ün başkenti Amman’dan Çankırı’ya gelen ilim adamı Şuayp Arnaût, söyledikleri ile salondan büyük alkış aldı.

“İslam aleminin en hayırlı ümmeti olduğunuza inanıyorum ve sizi selamlıyorum” diyerek konuşmasına başlayan Arnaût, Türk milletinin İslama büyük katkı sağladığını ve İslamın bayrağını ve hoşgörüyü dünyanın her yerine taşıdığını aktardı. “Ümmete ve islama büyük hizmet eden siz Türklersiniz. Gelecekte de İslamı ve ilmi siz anlatacaksınız, bunu ancak siz başarabilirsiniz. Çünkü sizde bu güç, bilgi ve beceri mevcut. Ben buna inanıyorum” dedi.

Salonda bulunan bayanlara da seslenen Arnaût, “Kızlarımız gerçekten İslama büyük hizmetler yapmıştır. Başka milletler kızlarını ve kadınlarını insandan saymazken dinimiz büyük önem verdi” dedi.