Suriye’de ilk gün: ŞAM » Karatekin Gazetesi haber kutsal yorum hürdür…
18 Mayıs 2011

Suriye’de ilk gün: ŞAM

Maaloula’dan sonra Şam’a ulaşmak için yaklaşık 50 km yolumuz vardı. Rehberimiz önümüzdeki bir kaç saat içinde Şam ‘da yapacağımız ziyaretler hakkında  bilgi vermeye başladı.  Şam’a girişte olabildiğince  çevremdeki önemli yerleri öğrenmeye çalışıyorum. Bu nedenle sık sık rehberimize ‘burası ne’, ‘şurası ne’ diye soruyorum, bazen kısa açıklamalar istiyorum. Bir yandan not alırken bir yandan penceremdeki yeni bir görüntüyü kaçırmamaya  çalışıyordum.

Şam girişinde, sağ tarafta yuvarlak mimari tarzında yapılmış bina ‘Askeri Müze’ ve Süleymaniye külliyesindeki eserler sergileniyor. (Süleymaniya Külliyesi şu an onarımda)  Şam girişinde yol aldığımız bulvarın sağ tarafında bizim kooperatif evlerimize benzeyen .aynı tip beş altı katlı bloklardan oluşan evler bir birini takip ediyor. Bu evlerin bitiminde tepelere doğru birbirinin üzerine basa basa kendine yer bulmuş gibi görünen ikişer üçer katlı taş evler görülmekte. Bu evlerin gecekondu olduğunu şu an bu çevrede yapılaşmanın durdurulduğunu öğrendik.. Rus elçiliğini sağımıza alıp döndüğümüz cadde ‘ Diriliş’ caddesi. Cadde boyunca sekiz ya da on katlı  modern görünen bloklar yükseliyor. Cadde kenarlarına park edilmiş yeni model lüks otomobiller görülmekte.

Binaların dış yüzündeki kirlilik hepimizin dikkatini çekiyor. Rehberimiz bu görünüşü “ısınmada mazot kullanılıyor. Mazot bedava verildiği için halk tercih ediyor ancak hem evlerde hem araçlarda mazot kullanımı çok fazla hava kirliliği yapıyor. Şam hava kirliliğinin en fazla olduğu kentlerden biri. Kışın bir sis bulutu altında gibi görünüyor.  Bu nedenle binaların dış yüzeyleri kısa sürede kirleniyor” şeklinde açıkladı.

Bu sırada altından geçtiğimiz köprü ‘Başkan Köprüsü’. Sağ yanımızda Dedeman Oteli Sol yanımızda  yedi kola ayrılarak Şam’a hayat veren nehir yer alıyor. Biraz ilerleyince içindeki fıskıyelerin suları havalandırdığı ferah bir park ile karşılaşıyoruz. Karşı dağın eteklerine doğru yeşillikler içinde görülen yerin ‘Başkanlık Sarayı’ olduğunu söylüyor rehberimiz.

Şam’da ‘Hafız Esat Kütüphanesi’ adı ile büyük bir kütüphane bulunmakta. Vatan Müzesi’nin önünden geçtikten sonra  altından ve üstünden yoğun şekilde trafik işleyen Viktorya Köprüsü’nü solumuza  alıp sağa döndüğümüzde Hicaz Tren İstasyonu tüm ihtişamı ile karşı mıza çıkıyor.

HİCAZ TREN İSTASYONU: “ Demiryolunun inşasına  1 eylül 1900 tarihinde Şam’da düzenlenen resmi bir törenle başlandı. 1905’e gelindiğinde ise demiryolu Hayfa’ya kadar ulaşmıştı. Artık Şam ve Medine arasında haftada üç gün seferler düzenleniyor, özellikle hac döneminde tren dolup taşıyordu. Eskiden 40 gün süren yolculuk Hicaz hattı sayesinde dört güne düşmüştü.   Ama ne olduysa, İngiliz ve Fransızların Ortadoğu’da hakimiyeti ellerine geçirmelerinden sonra oldu. Osmanlı’nın Arap ülkeleri ve İslam toprakları ile bağlarını koparmak isteyen emperyalist güçler  demiryolunun işlevini tükettiler.” Şu an bilet satışı yapılıyor ancak tren buraya kadar gelmiyor, trenin Hicaz Tren İstasyonuna kadar gelmesi için bir proje olduğu söylenmekte.    İstasyonu karşımıza alıp sağa döndüğümüzde Süleymaniye Külliyesi’ne ulaşıyoruz.

SÜLEYMANİYE  KÜLLİYESİ:    Osmanlı mimarisinin güzel örneklerinden biri olan Süleymaniye Külliyesi, 1554 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmış.  Yüksek avlu duvarları ile çevrili bahçe kapısını bir görevli açtı.  Rehberimizle önceden tanıştıkları belli. Türk olduğumuzu biliyor ve tanıdık bir misafiri karşılar gibi sıcaklıkla buyur etti bizleri. Külliyede medrese, aşevi, hac yolcularının toplanma alanları, konaklama yerleri, külliyenin kendi masraflarını kendisinin karşılamasını sağlayacak şekilde kiralanan dükkan yerleri,  camii, ortada kocaman bir havuz mevcut. Hac yolcuları burada konaklıyorlar, birleşiyorlar ve eşkıyaların saldırısına ,  yağmasına karşı  koruma altında hac  yollarına devam ediyorlardı.    Görevli külliyenin avlusundaki mezarları tanıtıyor sırası ile . Her birisi için Fatiha okuyoruz. Sultan II. Abdulhamit’in çocuklarına  ve torunlarına, Sultan Abdülmecit’in torunlarına ait mezarlar bulunmakta. Görevlinin işaret ettiği son mezarın Sultan Vahdettin’e ait olduğunu söylemesi pek çoğumuz gibi beni de şaşırtıyor.   Nedenini bilemediğim bir şekilde gözlerim doluyor. ( diğer arkadaşlarında gözlerini sildiklerini fark ediyorum) Bir insanın nedeni ne olursa olsun vatanından uzak topraklarda gömülü olması dokunuyor . Mezarlar biraz mahzun biraz garip geliyor bana ve içimi burkuyor. . (Sultan Vahdettin 1926 da İtalya’da ölüyor. Üzerinde ezan sesi dinmeyen topraklara gömülmeyi vasiyet ettiği için o günki İtalyan hükümeti Müslüman ülkelere müracaat ediyor. Suriye cenazenin getirilmesini kabul ediyor.  – O tarihte Yeni  Türkiye Cumhuriyetinin olağanüstü şartlarını göz önüne almak gerektiğini düşünüyorum- Hamidiye çarşısı esnafı masrafları karşılıyor ve cenaze külliyenin avlusuna defnediliyor.)

Aslında Süleymaniye Külliyesine girdiğimiz andan itibaren kendimi İstanbul’da ziyaret ettiğim  Osmanlı Camilerinden birindeymişim gibi hissettim.. Bize ait motifler ve atalarımızdan kalma bir eser olması  külliyenin içinde yabancılığımı unutturdu  adeta.  Külliyenin mescit bölümü onarım halinde. Onarımını Türkiye üstlenmiş. Külliyenin diğer bölümleri de onarılıyor ve sergi salonu olarak kullanılacağı belirtiliyor.Külliye bahçesindeki   portakal ağaçlarından sarkan  portakallar burada yaşamanın hala devam ettiğini söyler gibiler.   Külliyeden içim biraz buruk ve dilimde Fatihalar dolandırarak ayrılıyorum. Tekrar otobüsümüz ile şehirde yol alıyoruz.Şehrin ortasında bir kale kalıntısı , kalenin yanıbaşında Hamidiye Çarşısı yer alıyor.

Hamidiye Çarşısı; Osmanlı padişahlarından Sultan Abdülhamid tarafından 1863 yılında yaptırılan, yapı olarak İstanbul’daki Kapalıçarşı’yı andıran ve 7 bin metrekare alan üzerinde kurulan , yerli ve yabancıların en çok rağbet ettikleri mekanlardan biri .Kentin önemli ticaret merkezlerinden olan, hemen hemen her çeşit giysi, elektronik eşya, yiyecek bulunan bir kilometre uzunluğundaki çarşı, Müslümanlar için resmi tatil olan Cuma günü dışında her gün insan akınına uğruyor.  (Cuma  olduğu için bu gün kapalı ) .   Yolboyu pek çok Osmanlı eserine rastlıyoruz, Dervişiye cami de bunlardan biri. Adını hatırlayamadığım bir başka camii nin de çinilerinin Fransızlar tarafından söküldüğü söyleniyor.    Babus Saad ile yola devam edeceğiz.

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » »
post_views_counu Kez Görüntülendi.

Yeni Yorumlar Kapalı.

Tipobet Giriş Tipobet365 Betist
canlı bahis siteleri Betist bets10 youwin giriş kaçak bahis siteleri